![]() | |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARManşet haberler |
KARŞILIKLI ZİYAFETLER SORUNU ÇÖZERMİ ?
Küçük yaşlarımda hatırlıyorum, Rum komuşlarımız vardı. Evimiz tamamen Rum semtinde bulunduğu için sağımızda ve solumuzda Rum komşular vardı. 1942 yılında yedinci yaşıma basmıştım, komşu Rum çocuklarıyla oynuyordum. Büyüklerimiz de komşumuz Rumlarla iyi ilişkiler içinde idiler.
Bazen annem, hazırladığı yemeklerden komşumuz Rum ailelerine de ben veya ablam tarafından gönderirdi. Hatta bazen misafirimiz olduğunda, evde oda darlığı nedeniyle özellikle beni annem tam yanıbaşımızda bulunan Cirgagu isminde bir Rum kadının evinde kalmam için gönderdiğini hatırlarım. Evimizle Cirgagu adında komuşumuz kadının evi arasında sadece bir duvar vardı. Bayramlarımızda annemin hazırladığı çörek ve bayram tatlılarından komşularımız Rumlara mutlaka ikram ederdik. Velhasılı iyi geçinmeye çalışırdık. Ancak köyün papazı papayorgi biz Türklere karşı daima asık suratlı davranır ve bizimle konuşmayı pek sevmezdi. Hiç unutmuyorum, bir Paska günlerinde büyüklerimiz Rumların eğlendi kahvelerde onlarla birlikte eğlenirlerken ansızın aralarında kavga çıkmıştı. Havada sandalyeler uçuşuyordu, yumruklar sallanıyordu. Rumların çoğunlukta olması dahi Türk köylülerimizi yıldırmamış dişe diş kavgayı sürdürüyorlardı. Rahmetle andığım annemin yeğeni Cumali dayı, sağ ayağının topal olmasına rağmen, sırf dayak yiyen Türk köylüleri kurtarmak için bir cengaver gibi nasıl vuruştuğun hiç ama hiç aklımdan çıkaramıyorum. Sonuçta başı yüzü yaralananların çoğu yine de Rumlar olmuştu. Sonra 1963’ü yaşadık. Sırf Enosis uğruna bizi AKRİTAS PLANI ile nasıl yok edeceklerini gördük ve yaşadık. Ancak 23 Nisan 2003 tarihinde Sınır kapılarımızın açılmasıyle, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarına onbinlerce Rum gelmişti. Birçok vatandaşımız Kuzey’e geçen Rumlarla haşir neşir oldular. Mangallar hazırlandı, kebaplar döndürüldü. Yeme, içme gırla gitti. Peki bir yakınlaşma oldu gibi görünse de neticede bir anlaşmaya kapı açılabildi mi? Olmadı. Neden mi, çünkü Rumların yakınlaşması gerçek dostluk yakınlaşması değildi de ondan. Hatta Güney Kıbrıs’a geçen birçok gencimizi dövdükleri, arabalarına hasar yaptıkları, hatta bazı aileleri de rahatsız ettikleri, köpeklerini salarak onlara korku yaşattıkları bilinen bir gerçek. Daha birkaç gün önde Dış Rumların katıldığı etkinliklerde, “Kıbrıs Yunan Adasıdır”pankartlarıyla gösterilerde bulunmadılar mı? Hala daha “En iyi Türk, Ölü Türktür” sloganları Güney Kıbrıs’taki bazı binalarda yazılı durmuyor mu? Peki bir vatandaş olarak nerden nereye geldiğimize bakıyorum ve cidden üzülüyorum. Bunun nedeni, Rumlar, ne geçmişte Kıbrıs Türk insanına saygılı davranmasını bildiler, ve ne de bu gün saygıda kusur etmemeyi öğrendiler. Cumhurbaşkanmız Sn. Eroğlu’nun eşi ile birlikte Rum lideri Dimitris Hrsitofyas ve eşi şerefine verdiği ziyafet nedeniyle 31 Ağustos 2010 akşamı Rum lideri Hristofyas da Sn. Eroğlu ve eşine kendi evlerinde yemek verecek. Bu yazım değerli okurlarım tarafından okunduğu zaman, ziyafet çoktan gerçekleşmiş olacak. Ancak gerçekleşmeyecek, Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılmasını sağlayacak atmosferin gündeme gelmiyeceğidir. Küçüklüğümüzde hayatımızı Rumlarla iç içe yaşadık. Samimi ve saygılı olmayı beceremediler. Tekrar iç içe yaşamanın bir anlamı kaldı mı? Neden Türkiye ve Yunanistan gibi biz de Kıbrıs’ta iki komşu devlet olarak varlığımızı sürdürmiyelim ki? 20 Temmuz 1974 tarihinden bu güne kadar ayrı yaşamaya alışmış iki halkı, sözde anlaşmaya varılsın diye tekrar iç içe yaşatmaya mecbur kılmanın ne alemi var ki? Yoksa kan ve barut kokusuna Kıbrıs adası hala doymadı mı dersiniz? Bu haber 334 defa okunmuştur.
|
GALERİfacebook ta Begen |
|||||||||
|
SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||