MevzuVatan.Com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE VATAN-TV İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Manşet haberler

Google

Banu Avar:Kaçın! Demokrasi geliyor!

Banu Avar:Kaçın! Demokrasi geliyor!

Tarih 28 Eylül 2011, 04:32 Editör EDİTÖR

Banu Avar'ın son kitabı ı ekim 2011'de kitapçılarda...

Okura ilk söz

Küresel efendilerin ‘Yeni Dünya Düzeni’ için ağızlarından düşürmedikleri bir söz var: ‘Demokrasi’

Nedir sözünü ettikleri bu ‘demokrasi’? Görülen o ki, "bomba yağdırmaktır, hedef ülkelere! İşgal etmektir.. Ya da efendilerine en faydalı köleyi seçtirmektir halka!"

Irak, Afganistan, Libya bombalanırken ‘Demokrasi Geliyor!’ çığlıkları attılar..

Emperyalizmin demokrasi anlayışı işte budur: Bir ülke yönetimi eğer emperyal çıkarlara biat etmiyorsa, bombalanacaktır… Efendilerine itaatkar yönetimler işbaşına gelene kadar sivil ve askeri darbelerle canları çıkarılacaktır!...

‘Uluslararası camia’ dedikleri çakallar kulübü, her melaneti ‘demokrasi adına’ yapacaktır!

Bunun için NATO anlaşmaları,BM yasaları, istihbarat merkezleri kullanılacaktır.

12 yıl CIA’de çalışmış olan emekli ajan Philip Agee, CIA çalışanlarının ‘demokrasi’den ne anladığını şöyle açıklamıştır:

    ‘CIA için demokrasinin bir anlamı yoktur! Eğer bir ülkede seçilmiş bir hükümet varsa ve bizimle işbirliği yapıyorsa, ne ala! Eğer işbirliğini reddediyorsa, demokratikmiş, değilmiş umurumuzda değildir!’

Umurlarında olan ne mi? Amerika’nın ünlü ideoloğu Zbigniew Brzezinski bakın nasıl özetliyor:

    ‘Ulus devletlerin bağımsızlık tanımı artık değişiyor. Uluslararası tekeller ve bankalar küresel ekonomiyi yönetiyor!’

Küresel ekonomi, küresel siyaset olmadan yönetilebilir mi!

İşte bunun adı ‘Piyasa Demokrasisi’!

Piyasa demokrasisi’nin sloganı ise Özelleştirme ve Küreselleşme. Yani milli devletin küçültülmesi...

Ve Brzezinski’nin dediği gibi Piyasa Demokrasisi çokuluslu şirketlerin, ulusal ekonomileri yok etmesini gerektirir. Eğer bunu kendi arzuları ve küresel efendilerle işbirliği yaparak gerçekleştirmezlerse, başlarına ‘Arap Baharı’ gelecektir!

Ya da her türlü işbirliğine ve verdikleri onca hizmete karşılık, küresel efendilerin aralarındaki paylaşım savaşının kurbanı olup defedileceklerdir...

2011-12 yılları, Doğu Akdeniz’in, zengin Afrika ve Asya’nın küresel sermayenin tam kontrolüne geçme zamanıdır. Önümüzdeki yıllar ne yazık ki kan yılları olacak!...

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya demokrasi gelecek. Küresel çeteler, petrol , doğal gaz vanalarının başına çöreklenecek. Petrol ve gaz zengini Arap liderlerin kasaları el değiştirecek.

Kuzey Afrika’da Pentagon beslemesi generaller ve ‘ılımlı islamcı’ çeteler, giden diktatörlerin koltuğunu ele geçirecek.

Tüm dünyadaki doğal gazın yüzde 30’una ihtiyaç duyan ve ithalatının büyük çoğunluğunu Afrika ve ortadoğu’dan yapan Çin, batı operasyonu hedefine ulaşırsa avucunu yalayacak.

Rusya, İran, Orta Asya ve Çin hedef tahtasında. Harekatın merkezinde ise ülkemiz bulunmaktadır! Türkiye Avrasya’nın kapısıdır.

Demokrasi kılıfına sarılı füzeler Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu döverken, kendi de ‘hedef’ olan Türkiye, celladına seryaver seçilmiştir.

Mazlum milletlerin kurtuluş mücadelesinde örnek aldığı Atatürk Türkiyesi, küresel çakalların çıkarlarının jandarması olarak boy göstermektedir. ‘Demokratik’ bombalar Müslüman halkların üzerine düşerken , Türkiye, emperyalizmin beslediği ‘muhaliflerin’ koruması haline gelmiş, haçlı üslerini, füzelerini topraklarına davet etmiştir..

‘Model ülke’ Türkiye, sadece bölgesinde değil, Afrika ve Asya’ya da vurucu güc olarak atanmıştır! Amerikan’ın ‘demokrasi’ getirdiği ülkelerde, yeniden kuruluş için Türkiye memur edilecek, tarihi sempatisi bu yolda kullanılacaktır. Türk milleti terörle kavrulurken, dünyada terörle mücadele eşbaşkanlığına atanan yöneticilere sahip olmanın acısını yaşayacaktır.

Türkiye sadece Büyük Ortadoğu Eşbaşkanlığıyla değil, Eylül 2011’de ,ABD stepnesinde ‘küresel anti-terör’ teşkilatının da eşbaşkanı olarak taltif edilmiştir!

Türkiye bir kez daha emperyalizmin cephe ülkesi olacaktır.! Tüm komşularını gözetleyecek, ABD radarlarına ev sahipliği yapacaktir. Bu radarlardan gelen bilgilerle komşuları vurulacaktır. Bu radarları koruyacak ABD askerlerine, özel ordulara Türkiye kucak açacaktır. Sularında, petrolünde, gazında, madenlerinde gözü olan İsrail’i Amerikan füzeleriyle koruyacaktır. Doğal müttefiki Rusya, Suriye ve İran’a karşı küresel sırtlanlarla saf tutacak, sonra onlarla çatıştırılacaktır… Ringde en son can vermesi düşünülen ‘model boksör’ olacaktır…..

Bunun somut verileri ortadadır:

Hatırlatalım: Kasım 2010’da NATO Lizbon’da toplandı. Bir ay sonra petrol ve gaz coğrafyasında ‘Arap baharı’ başladı. Haziran 2011’de İspanya’da yapılan NATO toplantısının adı: ‘NATO ve Akdeniz: Değişime doğru!’ idi Toplantı biter bitmez

Akdeniz’de, Baltık denizinde, Karadeniz’de ABD- NATO tatbikatları ardı ardına yapıldı.

2011 sonbaharında Doğu Akdenizde savaş rüzgarları esmeye başlayacaktı.

Asimetrik savaş dalgası enerji hatlarının tümünü hedefe aldı.

İsrail Yunanistan Güney Kıbrıs küresel şirketlerin taşeronu olarak Doğu Akdenizi parselleme yarışında. Bir Avrupa’ya bir Amerika’ya gözkırpıyorlar. Kıbrıs küresel çekişmenin merkezi. Trilyonlarca metreküp doğal gaz Suriye Kıbrıs Yunanistan hattında yatıyor.. ‘Demokrasi’ kılıcı bu hatta sallanıyor! Bu hatta çıkacak kanlı bir savaş küresel çakalların ağzının suyunu akıtıyor!

Türkiye doğudan, batıdan, kuzeyden güneyden kuşatıldı. Tam ortasına füze kalkanı bahanesiyle kuşatma orduları sokulmasına az kaldı!

Bu kuşatmadan kurtulmanın tek yolu var.

Emperyalizm yüzyıldır BÖL- YUT stratejisi geliştiriyor.. En kapsamlı denemesini Birinci Dünya savaşında tam da bu coğrafyada hayata geçirmişti. Hevesi kursağında kalmış, Rusya ve Anadolu ihtilalleriyle tüm hesapları alt üst olmuştu..

Mustafa Kemal Paşa, 20. yüzyıl başında, batı projesine, ‘anti emperyalist cephe’ projesiyle karşılık vermişti.

İçerde milli mücadeleyi örgütlerken , aynı zamanda Arapların İngiliz ve Fransız emperyalizmine karşı mücadelesini desteklemişti..

1919’da Halep’te Türklerle Arapları İngilizlere karşı birleşmeye çağıran bildiriler Gazi Paşa’nın kaleminden çıkmıştı::
    ‘Bir dindaşınız olarak aramıza sokulan ve bizi ayırmış olan fitneye, nifaka kulak vermemenizi rica ediyorum. Bütün anlaşmazluıkları ortadan kaldırmalıyız. Silahlarımızı memleketimizi bölmek isteyen düzenbazlara çevirmeliyiz.Bu çağrıyı dinlemezseniz pişman olacaksınız. Dinimizin imansız düşmanlarının vaadlerine kanmayınız!’

    (Kahire'de bulunan İngiltere siyasi temsilcisi Miralay Meinertzhagen’in İngiltere Dışişleri Bakanlığı'na raporundan.(Attilâ İLHAN, Hangi Atatürk, s. 342)
Araplarla birlikte anti emperyalist kurtuluş savaşı örgütlemeyi tasarlamış, Arap ülkelerinin bağımsızlıklarını kazanmalarından sonra, Türkiye’nin onlarla bir federasyon, konfederasyon kuracak kadar yakınlaşabileceğini anlatmıştı..

Atatürkçü dış politika buydu. Ve bu ‘proje’ batının gözünü o kadar korkutmuştu ki, Türkiye’nin bir daha bu gibi işbirliklerine girmemesi için ellerinden geleni yapmışlardı.

Türkiye tüm bölge ülkeleriyle kavgalı olmalıydı. Sadece emperyalizmin uygun gördüğü ülkelerle ‘iş’ yapmalıydı. Bu işi yaparken bölgesel müttefikleri Atlantik ötesinden ayarlandı. Bölge jandarmalığında İsrail’le, Barzani’yle yan yana olmalıydı. Hata yaparsa müttefikleri tarafından icabına bakılırdı. Ama 3. küresel paylaşım savaşının başladığı bu günlerde artık ittifaklar da muhataralı!

Son yıllarda batı, Türkiye’yi yönetenleri, BOP eşbaşkanlığına atarken, Atatürk’ün ‘Ortadoğu projesi’ni tersten okuyarak işe girişmişlerdi. Önce bölgede bir lider yaratıp ‘ılımlı İslam’ modelini sahneye sürmüşler, yeni Osmanlı modeli ile Türkiye’yi kabartıp, ABD’nin jandarmalığını kamufle etmişlerdi.

Bu kitapta, 2011’in ilk yarısında Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde kan gölüne çevrilen ve sırada bekleyen ülkelerde gerçekleştirilen ‘demokrasi’ hareketlerinin kaydını bulacaksınız.

Bu kitapta, ‘yumuşak güç’ (soft power) marifetiyle, ‘halk hareketi’ diye adlandırılan turuncu darbelerin perde arkasını okuyacaksınız..

Bir yandan ‘İslam adı altında İslam düşmanı ’bir projenin, bu operasyonda nasıl kullanıldığına, bir yandan yeni haçlı seferlerinin ılımlı islam’la nasıl kucaklaştığına tanık olacaksınız.

Tek dünya devletini hedefleyen Küresel çetenin Medyayı nasıl kullandığını örnekleriyle bulacaksınız.

Ve kibirin ve hırsın esiri liderlerin uluslar arası camiaya nasıl yem olduğunu, bu küresel çeteye hizmet süreleri bitince nasıl kafese konduklarını da okuyacaksınız…

Kıfayetsiz ama muhteris liderler milletlerini sonu olmayan serüvenlere sürükleyebilirler.. Bir süre milletin gözünü de boyayabilirler.. Ama bu tarihin sonsuz akışında bir dakika kadar kısa bir süre.

Çözüm bir yüzyıl önce yine bu coğrafyada hayata geçirilmiştir. Tarihten ders almayı becerebilirse eğer, kördüğüme dönmüş sorunlara kılıç atmak yine bu millete nasip olacaktır.

Çözüm, komşu ülkelerle sırsırta emperyalizme karşı direnmek ve bunun için en zeki yolu hep birlikte bulmaktan geçmektedir.

***

2011 yılının Mart ile Temmuz ayları arasında Kanal 99’da yayınlanan 8 belgeselin genişletilmiş metinlerini ilginize sunarken, katkılarından dolayı, Hadiye Yılmaz, Mete Akıncı ve Ömür Kurt’a teşekkür ederim.


Banu AVAR, Eylül 2011



Kitaptan alıntı:

Kaçın! demokrasi geliyor !....

Halep, babamın doğduğu şehir! Halam, Osmanlı’nın Trablusgarp mebusu, Mahmut Naci beyle evlenmişti. Beyrut, kuzenimin doğum yeri. Türkiye’de, birçok kişinin ailesi benimki gibi… 

 

Güney komşumuz Irak’tan sonra, şimdi Suriye yanıyor! Has kardeşlerimizin memleketi… Yüreğimiz daralıyor… Tunus, Mısır, Libya’dan sonra, Suriye de CIA operasyonunda yerini alıyor… Ateş sınırlarımıza dayandı ve içeri giriyor! 

Yaklaşık yüzyıl önce Türkiye, Libyalılarla, İtalyanlara karşı savaşmıştı… Türkiye şimdi, NATO operasyon merkezi! *2

 

Mustafa Kemâl, Suriye’de, sömürgeciliğe karşı, direniş örgütlemişti… Şimdi Ankara, ABD istihbaratının, Suriye için operasyon merkezi! *3

 

OBAMA yönetimi, Türkiye başbakanı üzerinden, Beşar ESAD’a, tehditlerini iletiyor; bir yandan muhalefeti fonluyor... ’Muhalif’leri Türkiye’de ağırlıyor. Suriye devletini savunanları otellerden atıyor. Türkiye bölgede, Amerika çıkarlarının, savunucusu olduğunu ilan ediyor… Türkiye, Müslüman komşularına karşı, haçlı ordularının yanında yer alıyor!

 

2008 yılı baharında, TRT’de, ‘Suriye’nin Rejimi’ adlı bir program yapmıştım… Suriye’nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde, 4 parçaya ayrılmasının planlandığını; belgelerle anlatmıştım… Kürdistan kukla devletinin inşası, ancak Türkiye, İran ve Suriye’den koparılacak parçalarla olasıydı... Bunun için, önce turuncu, sonra kan rengi kullanılacaktı… İşte düğmeye basıldı! Mart başında, Suriye’de kan akmıyordu… Dera’da da, Lazkiye’de de gündelik yaşam, akıp gidiyordu… Nisan ayında, ortalığı vahşet sardı… Mısır’da, Tunus’da, Libya’da olduğu gibi… Kuluçka süresini tamamlayan, batı güdümündeki ‘muhalif’ örgütlere, işaret verilmişti… Sokağa inilecekti…

 

Masum, küçük Suriyeli bir genç kız! İkna edici bir beden diliyle, kameraya konuşuyordu: ‘Ben, hükümet karşıtı söylemleri yüzünden, Suriye’den sürülmüş bir ailenin kızıyım. Ben, Suriyeliyim; ama orayı hiç görmedim. ESAD ailesinin, 40 yıllık diktatörlüğü nedeniyle, bu durumdayım! Sizden, Suriyeli muhalifleri desteklemenizi ‘öfke gününe’ katılmanızı istiyorum! Onlar, adalet için kendini yakan Tunuslu aktivist Muhammed BUAZZİ’den ilham aldılar…

 

Mükemmel İngilizcesiyle, Suriye’deki rejimin değişmesi için, haykırıyordu… Savaş imalatçıları, küçük kız çocuklarını da, eli kanlı tetikçileri de, aynı anda kullanıyordu!

 

İlk savaş, Yugoslavya’daydı. İlk savaş imalatı, Yugoslavya’da yapıldı… Ayrılıkçı örgüt OTPOR’du. Başında, Branimir NİKOLİÇ vardı. Görevini tamamladığında, bir sokak köşesinde, kafasına sıkıldı! OTPOR, küresel tefeci George SOROS’un, Açık Toplum Vakfı’nın uzantısıydı. Arkasında, Amerika’nın ünlü istihbarat kuruluşları vardı! Amerikan bankerleri, ‘savaş imalatı’ için, hedef seçtikleri ülkelerde, sivil toplum örgütlerini kullanacaklardı… Yugoslavya’yı yok edecek hareketi, Amerikan büyükelçisi, Richard MİLES yönetmişti… OTPOR göstericilerini, emekli Amerikan generalleri eğitmişti… Bunlardan en bilineni, Robert HELVEY’di. HELVEY’in, ilham aldığı kişi, Pentagon darbelerine, masum gençlik direnişi maskesi takan, Gene SHARP adlı teorisyendi… SHARP, yıkılacak rejimlerde ‘sivil itaatsizlik’ ve şiddet içermeyen direniş’ kalıplarının, iyi iş göreceğini söylemişti.

 

CANVAS: OTPOR’un devamı

1 Mayıs 2011’de, Taksim meydanındaki anıtta, emniyet güçlerinin gözleri önünde, Atatürk heykeline yapılan taciz; Diyarbakır’da kurulan, sivil itaatsizlik çadırları; sokaklarda kılınan, cuma namazları; OTPOR tarzı, ya da onun devamı olan CANVAS’ın, eylem kalıplarıydı… CANVAS, (Şiddet içermeyen direniş ve strateji merkezi) 50 farklı ülkede, faaliyet gösteriyor. Sivil toplum çerçevesi içinde, Amerikan çıkarları için ‘aktivist’ yetiştiriyor! Merkezi Belgrad’da… Hedef ülkelere, iç savaş ihraç ediyor! Örgütün başında, dünyanın en zengin eylemcileri var: İvan MAROVİÇ ve Srdja POPOVİÇ! CANVAS, Mısır ve Suriye’deki isyancılara, akıl hocalığı yapıyor… İç savaş ihracatında, medyanın her kolu kullanılıyor… Film şirketleri vd… Para bol… York ZİMMERMAN, Film şirketi iyi bir örnek. Sahibi, Steve YORK. Bir toplumda, gençlerin ABD çıkarları çerçevesinde, yönlendirilebilmesi için, filmler, bilgisayar oyunları üretiyor. Diyor ki: ‘Yaptığımız filmler, insanların baskıcı rejimlere karşı, ‘şiddet içermeyen’ faaliyetleri için, eğitici bir rol oynuyor!’ YORK, yaptığı filmlerden, en gözde olanının, ‘Diktatörleri alaşağı etmek’ (Bringing Down A Dictator) adlı film olduğunu söylüyor. Eski Yugoslavya başkanı MİLOSEVİÇ’i ‘şiddet içermeyen direnişle’ (bu ne demekse) indiren gençlerin, stratejisini örnek gösteriyor. Yani OTPOR örgütünü işaret ediyor… OTPOR’un lideri, İvan MAROVİÇ’ti. Kendi halinde bir üniversite öğrencisiyken, Amerikan istihbaratçılarının, dikkatini çekmişti. Yugoslavya’yı kargaşaya sürükleyen, ilk gençlik hareketlerini, o örgütlemişti. Şimdi nerde mi? MAROVİÇ, şimdi, Steve YORK’un, gençleri ayaklandırma projelerinde ‘danışman’ olarak çalışıyor… ‘Baskı seviyesi arttıkça, direniş de artar!’ diyor. Sol gösterip sağ vuruyor… Bu öyle bir düzenek ki, haksızlıklara baş kaldıran gençler, bir anda kendilerini, Amerikan örtülü operasyonunun içinde buluyor… (Haberiniz olsun’un notu: Peki öyleyse, ne yapacağız? Haksızlığa başkaldırdık mı, AB-D bizi kullanıyor; susup seyrettik mi, seyrettiklerimizi kullanıyor. Çıkış yolu ne? Çıkış yolu şu: Ne yaparsak yapalım, her an, ne yaptığımıza ve ne için yaptığımıza bakacağız; yaptıklarımızı, bağımsız, özgür irademizle, kendimiz, kendimiz ve insanlık için yapacağız. Yani sonuçta, sömürgecilere karşı, etkin eylem, şart) OTPOR, kalkışma hareketlerinde, çeşitli ülkelere ‘yol haritası’ çizen örgüt… Kısaca ‘Daha fazla demokrasi!’ talebiyle, sokağa çıkılıyor… Malum Amerikan senatosunda, ‘iç savaş imalatı’ projesinin adı da ‘demokrasi projesi’ydi!

 

Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan iç savaşlar dizisinde, Demokrasi Projesi uygulayıcısı, OTPOR ve CANVAS örgütlerinin, parmağı vardı… Mısır’da, halkı sokağa döken, 6 Nisan Gençlik Hareketi yöneticileri, Muhammed ADEL ve Ahmet MAHER, 2008’de, önce Amerika’ya, 2009’da da Belgrat’a, CANVAS merkezine ‘eğitime’ gitmişlerdi... Kuzey Afrika ve Ortadoğu ülkelerinde, öncelikle lise ve üniversite öğrencileri eğitilmişti... Onlara, halkı özellikle de gençleri, nasıl ‘sivil itaatsizliğe çağırmak’ gerektiği öğretilmişti… Şehir meydanlarına çıkılacak, caddelerde namaz kılınacak, bayrağa sarılınacak, gösterilerden sonra meydanlar temizlenecek, halka ve polise, şirin görünülecekti… Hurafeci kesim için farklı, hip hop gençlik için farklı ‘çağrılar’ hazırlanacaktı…

 

Suriye’de isyanın projesi, çok önce çizilmişti. Önce Dera, sonra Şam sokakları karışacaktı. Kalabalık, öğrencilerden oluşacaktı. Sokakları, meydanları, ‘Özgürlük! Demokrasi!’ diye haykıran, genç aktivistler kaplayacaktı… 15 martta, Suriye’de, isyan başladı. Gençler sokaklardaydı. Taşıdıkları pankartlar, attıkları sloganlarda, hiçbir sömürgeci karşıtı, vurgu yoktu. Ne AB-D ne NATO saldırıları, kınanmıyordu. Tek mesaj vardı. ‘ESAD gitsin, demokrasi gelsin!’

 

Mısır’da, Tahrir meydanı hareketine, öncülük eden Vail GONİM ya da Esma MAHFUZ’u hatırladınız mı? Becerikli çocuklardı! Gözünde yaşlarla, halkı cuma namazlarına davet etmişti… Yayınlanan ateşli konuşmasında, şöyle demişti: ‘Şu anda, saat gece 10 30. 24 ocak 2011... Yarın, beklenen gün; 25 ocak 2011... Hepimiz, yarın için çok çalıştık. En güzeli, hiçbirimiz politikacı değiliz. Biz, Mısır halkıyız... 14 yaşında çocuklar bile, posterler hazırladılar; cuma namazlarından sonra, onları dağıttılar…’ Mısır’da onun gibi, CANVAS’dan sivil itaatsizlik eğitimi almış, onlarca aktivist vardı! Ertesi gün, Tahrir meydanındaydı. Üzerinde, çarpıcı renkte giysiler vardı... Avazı çıktığı kadar bağırarak, halkı galeyana getiriyordu… SOROS okullarında aldığı eğitimin, hakkını veriyordu… CANVAS’ın hazırladığı ‘Akıllı protesto nasıl yapılır’ kitapçığında, protesto yürüyüşlerinin, nasıl hazırlanacağı; gösterilerde, nasıl giyinileceği; polislerle ilişki; biber gazından korunmak için, neler yapılacağı konusunda, bilgiler vardı… Mahallelerde, nasıl örgütlenilir; meydanlara, nasıl adam toplanır anlatılmıştı... Bu çerçevede Mısır’da, Tahrir meydanına, 300 bin kişi dolduruldu... Meydan boşaldığında, MÜBAREK gitmiş, yerine Pentagon’la yakından ilişkili, Mısır ordusunun önde gelen isimleri oturmuştu… İşte ABD imzalı ‘demokrasi projesi’ buydu!

 

‘Muhalif ol! Köşeyi dön!’

 

Her ülkede, örgütün üst kademeleri, dolar zengini oluyordu… Bununla ilgili çarpıcı haberler, Nisan 2011’de, Washington Post’ta yer aldı. Gazete, Amerika’nın, Suriyeli muhalif gruplara, milyonlarca dolar yolladığını, belgelerle açıkladı… MURDOCH’a ait, Fox televizyonu da, 19 Nisan 2011’de, Wikileaks sızıntılara dayanarak, yaptığı haberde “Amerika’nın, darbecileri fonladığını” açıklamıştı. Haber şöyleydi: ‘Şimdi biliyoruz ki ABD, Suriye’deki muhalif gruplara, gizlice maddi destek veriyor. Beyaz Saray, bir yandan Suriye yönetimiyle ilişkiler kurarken; destek verdiği gruplar, Beşar ESAD’ı devirmeyi amaçlıyor. Wikileaks belgelerini yayınlayan, Washington Post’a göre, George BUSH döneminde, bu gruplara ve muhalif televizyon kanallarına, maddi destek verildi. OBAMA da, muhalifleri desteklemeyi sürdürdü.’ Bu haber, Amerika’daki farklı çıkar gruplarının kavgasına, bariz bir örnekti… Zaten çok geçmeden, MURDOCH’un ipi çekilecekti. SOROS, 2011 şubatında, düğmeye basmıştı; CNN’de, Fareed ZAKARİA’ya, MURDOCH’un ‘kamuoyuna yanlış bilgiler yaydığından’ söz etmişti... Ama çok geçmeden, Fox tv haberi doğrulandı…

 

Amerikan fonlarının, önemli bir kısmı, Suriye’ye karşı muhalif yayın yapan, medyalar oluşturulması için harcanmıştı. Örneğin Londra’dan yayın yapan Barada tv, büyük oranda fon almıştı… Bu haber ortaya çıkınca, Suriyeli muhalifler arasında, tartışma başlamıştı… Bir kısmı, “Muhalefete, Amerikan desteğinin ‘kötü haber’ olduğunu” açıkladılar. ‘Bu, Suriye muhalif hareketi için, küçük düşürücü olabilirdi’…

 

Amerikan fonları haberi, muhalefetin masum maskesini yırtmıştı… Kargaşanın arkasındaki yeşil dolarlar, ortaya çıkınca, El Cezire televizyonu, bozulan imaja, pansuman yapacaktı: Ekrana çıkarttığı uzmanlar ‘Para, nerden gelirse gelsin, önemli olan demokrasi, insan hakları özgürlükler değil mi!’ şablonunu tekrarladı! (Haberiniz olsun’un notu: Para nerden gelirse gelsin, tamam da; felsefi anlamda, neden geldiğini, sormak zorundayız. Sömürgeci AB-D, ekonomik bunalım yaşayacağı-yaşadığı dönemde, Suriyeli ayaklanmacılara, gözlerinin üstlerinde kaşları var diye, paraları vermiyordur her halde)

 

İşte Ürdün’den, Ortadoğu uzmanı, Lamis ANDONİ, El Cezire’de ‘Bu insanlar, baskıcı rejimlerin, son bulmasını isteyen göstericiler. Özgürlük istiyorlar o kadar! İktidar ne derse desin!’ diyordu… Bu sesler, ülkeleri saran, sivil ağların sesiydi… Hiyerarşik bir yapıda, örgütlü olarak, hedef ülkeleri kuşatıp felç ediyorlardı... En üstte, batılı istihbarat örgütleri; en altta, ilk adımı atan, sokağı hareketlendiren, OTPOR ya da CANVAS gibi, aktivist örgütler vardı. ‘Şiddet içermeyen direniş’ adı altında, kitleleri meydanlara dolduruyorlardı... Hareket, öncelikle her ülkeye, virüs gibi konuşlanan, Amerikan üniversitelerinde örgütleniyordu.

 

Teoman ALİLİ yazmıştı. Mısır’da, Tunus’da ve şimdi Suriye’de, turuncu örgütlenme, aynı biçimde yapılıyordu… Okulların, akademik kadronun, içine sızmış, Açık Toplumcu’lar, sivil toplum ağları içindeki öğrencileri değerlendiriyor; liderlik özelliği olanları belirliyor, sonra onları, OTPOR tarzı direniş için, eğitime yolluyorlardı... Kuzey Afrika’dan da, Suriye’den de seçilmiş öğrenciler; Sırbistan’da ‘şiddet içermeyen direniş’ eğitimine, tabii tutulmuşlardı. ‘Diktatörü alaşağı etmek’ gibi, belgesellerden feyz alıyorlardı... Para boldu. Amerikan senatosundan, onaylanmış fonlarla besleniyorlardı. ‘Arap devrimi’nin, figüranları olarak, sahnede yerlerini alıyorlardı... Arkalarında ROCKEFELLER de, ROTHSCHİELDS de, OBAMA da, Mc CAİN de vardı! Her biri, farklı muhalif grupların arkasındaydı!

 

Suriye’de, rejim değişikliği için sokağa dökülen gençlerle, küresel odaklar arasında, arabuluculuk yapanların önde gelenleri, Suriye Diasporasıydı. Hemen hepsi, uzun yıllardır, Paris’te ya da ABD’de yaşıyorlardı. Batı’da eğitilmişlerdi. Suriye’ye karşı, batının sevdalısıydılar. Birkaç örnek ‘muhalif’ sıralayalım:

 

Muhalif 1: Abdülhalim HADDAM

 

Abdülhalim HADDAM, 1932 doğumlu. 2005’e kadar, Hafız ESAD’ın yardımcısı olan HADDAM, Beşar ESAD döneminde, Fransa’ya gidiyor ve Suriye’deki iktidarı devirmek için, elinden geleni ardına koymuyor… Tüm röportajlarında, Suriye’deki iç karışıklıklarda, kendi parmağı olduğunu ilan ediyor… 2006’da, batılı gazetecilere “İktidarın devrilmesi için çalışıyorum, Suriye içindeki ve sürgündeki bazı muhalefet güçleri ile temastayım. Bir sürgün hükümeti oluşturulması için uğraşıyoruz.” Diyor… HADDAM’ın aile ilişkileri ilginç. Suudi kralı Abdullah ve 2005’de öldürülen, Lübnan eski başbakanı Refik HARİRİ’nin bacanağı… Mart 2011’de, batılı ajanslar, Suriye’de, muhaliflere para ve silah sevkiyatı örgütlediği haberini geçti…

 

 

Muhalif 2: Ali Sadreddin BEYNUNİ

 

1938, Halep’te doğdu. 17 yaşında, Müslüman Kardeşler örgütüne katıldı. Hukuk eğitimi aldı. 1977’de, Müslüman Kardeşler örgütünün, başkan yardımcısıydı. 1979’da, Ürdün’e kaçtı. 20 yıl sonra, Ürdün’den sınır dışı edildi ve 2000’de, siyasi mülteci olarak, İngiltere’ye yerleşti. İngiliz istihbaratıyla, el ele; Suriye’de, hurafeci, bir rejim kurmak için uğraşıyor…

 

Muhalif 3: Rıfat ESAD

 

Beşar ESAD’ın amcası; Rıfat ESAD, Hafız ESAD tarafından, Fransa’ya sürgün edilmişti. Bugün, öz yeğenine karşı, Fransa ile birlikte, Suriye’nin altını kazıyor…

Muhalif 4: Ferid KADİRİ

 

1954, Halep doğumlu. Önce Lübnan’a sonra Washington’a göç etti. Finans uzmanı. 2001’de, Amerika’da, Suriye Reform Partisi’ni kuruyor. (Haberiniz olsun’un notu: Olacak iş değil, ülkesiyle ilgili iş yapacak partiyi, yurt dışında kuruyor. Ama doğruya, bizde de, hiçbir sıfatı olmayan, içerden çıkmış sabıkalı bir adam; 4 Temmuz Amerika bayramına katılarak, parti kurmadı mı? Öyleyse, önce kendi kapımızın önünü süpürelim!) Hedefi BAAS yönetimini yıkmak. Tabii yeterince fonla ödüllendiriliyor. Partinin Amerika'da 8, Avrupa’da 7 irtibat bürosu bulunuyor. (Haberiniz olsun’un notu: BDP’ye ve sık sık Avrupa’ya, kendini anlatmak isteyenlere duyurulur!) 2009 Nisanı’nda, Güney Kıbrıs’tan yayın yapan ‘Özgür Suriye’ radyosunu açıyor… Kendi ülkesi için, İsrail televizyonuna, şöyle konuşuyor: ‘İsrail’e tavsiyem, dikkatle beklemesidir. İsrail, halkına sürekli olarak, Yahudilerden nefret etmeyi öğütleyen, bir diktatörle anlaşmaktan çok daha iyisini hak ediyor. Suriye’nin nefreti ve her an atabileceği füzeleri var…’

 

Muhalif 5: Anas el ABDAH

 

Adalet ve Kalkınma Hareketi’nin lideri... (Haberiniz olsun’un notu: Hareketin ismine bakın; sömürgeciler, tanıyı iyi koyuyor. Bölgemizde, en eksik olan şey nedir? Adalet ve kalkınmışlık!) Hareketin ismi, ilginçtir; kargaşaya sürüklenen tüm ülkelerde, ya muhalif bir partinin ya bir hareketin adı... Türkiye’den önce, Fas’ta, ampul logosu kullanılarak kurulmuştu. Sonra Libya’da, bu adla muhalefet oluşturuldu. Şimdi Suriye’de, karşımızda, Adalet ve Kalkınma Hareketi!

 

El ABDAH, 2005’den beri, sık sık Türkiye’ye gelip gidiyor. Sivil toplum buluşmalarında, Suriye muhalefetini temsil ediyor! 1967 doğumlu... Çocukken Ürdün’de, ardından Londra’da yaşıyor. Jeofizik okuyor. 10 yıl, küresel bir şirkette çalışıyor ve birden, Suriye muhalefetinin başına geçiyor… 26 Nisan 2011, Türkiye’deki iktidar yanlısı sivil toplum örgütleri toplantısında, şöyle diyor: ‘Türkiye’deki dostlarımız, bize en büyük yardımı, Suriye’deki rejime, bir dur diyerek yapabilirler!’

 

Bir de Amerikan senatosunda sık sık ağırlanan Kürt grupların liderleri var! Muhalifler, bu kadarla bitmiyor… Batıya parmak kaldıran, daha pek çoğu var.

 

CANVAS: Küresel iç savaş örgütü!

 

Bu isimlerden bir kısmı, 18 Mart’ta gelip, Ankara’da gizlice 5 gün geçiren, eski CIA başkanı; yeni Amerikan Savunma Bakanı Leon PANETTA’nın etrafına toplandı… Hareket için, gerekli yol haritası çıktı… Ardından, Suriye’de kan akmaya başladı… İç savaş mimarları, hurafeci, kancı (ırkçı) kesimleri, kullanacaklar… ‘İç düzeni yıkma oyunu’na başladılar… Daha önce, söz etmiştik... Bu oyunun videoları bile var. Oyunun kurgusunu yapan, küresel odaklar. Peki, ne istiyorlar? Küresel çetenin yayın organı, Foreign Policy’de Tina ROSENBERG açıklıyor… Yazının başlığı: ‘Mısır, MİLOSEVİÇ’i deviren öğrencilerden, ne öğrendi?’ ROSENBERG diyor ki: ‘Diktatörler, hâlâ yerlerini koruyor. O halde, ne yapmalıyız? Giderek artan sayıda, birçok ülkede, demokratik eylemciler için, bu sorunun cevabı CANVAS’’a başvurmaktır." (Foreign Policy 16.2.2011)

 

CANVAS, ‘şiddet içermeyen’(!) sivil itaatsizlik eylemleriyle, CIA operasyonlarını kolaylaştıracak; Amerikan çıkarlarına uygun olmayan hükümetleri devirip, yerine uygun olanları koyacak! Mike BAKER, çeşitli ülkelerde, gizli operasyonlarda, görev almış bir CIA ajanı… Hangi ülkelerde, kimin devrilip kimin koltuğa geçeceğini belirlediklerini, itiraf ediyor. Ortadoğu’da, gidenlerle gelecek olanlar arasında, seçim yapmanın zor olduğunu anlatıyor... ‘Ortadoğu ülkelerinde ve bazı başka yerlerde, önünüzdeki seçenekler bellidir... Oralarda ‘kötü’ ya da ‘iyi ‘ arasında seçim yapma imkânı yok... Genellikle ‘kötü ve az kötü’ ya da ‘kötü ve çok kötü’ seçenekleri var.’

 

Uluslar arası yalan üretimi

 

Sokaklar kana bulandıktan sonra ve ülke iyice karışınca; küresel basın, işine gelen tarzda, haberler yapmaya başlardı. Örneğin, küresel operasyona karşı çıkan milyonlarca kişinin, Suriye bayrağıyla yürümesi, haberlerde pek yer bulmazdı; ama İngiltere’de bulunan, Suriye İnsan Hakları Derneği başkanı, Walid SAFOUR, her gün haberlere çıkacaktı… Bir konuşmasında: ‘Suriye’de, en az 700 kişi öldürüldü. 5000 kişi, tutuklandı. Bir asker, kalabalıklara ateş açmayı reddettiği için, idam edildi. Binlerce kişi, Suriye’den kaçmaya çalışıyor’ diyordu… Bir sonraki aşamada, batılı ülkelerdeki Suriye büyükelçiliklerinin kapısında, protesto gösterileri düzenlenecekti…

 

Ardından ‘uluslar arası camia’nın sesi, yükselecekti… Birleşmiş Milletler ve Avrupalı siyasiler, yakında Suriye’ye müdahale edeceklerinin, sinyalini vereceklerdi… Libya’da olduğu gibi… İngiliz parlamentosundan, şöyle sesler yükselmekteydi: ‘Suriye’de hükümet, hâlâ zaman varken, ülkeye istikrar getirecek, kökten değişiklikler yapma yolunu seçebilir. Ve bunu, acilen yapmasını tavsiye ediyoruz! Ya da baskıcı rejime devam etmeyi seçer. Bu kısa vadede, hükümeti, güvende tutabilir. Ama bu durumda, Avrupalı müttefiklerimizle birlikte, gerekli önlemleri alacağımızı ve kapsamlı yaptırımlar için, harekete geçeceğimizi, açıklamak isterim.’

 

Artık ne söylense ve ne yapılsa olmazdı… ‘Uluslar arası camia’ denen küresel çete, kan almaya hazırdı! Amaç, petrol coğrafyasındaki milli devletleri parçalamak; kolay lokma yapmaktı. Tehditler sürecekti… Önce, hedef coğrafyada, sınır çizgilerinin belirsizleşmesi için, çalışmalar yürütülecekti… Can derdine düşen insanlar, sınırlar arasında kalacaktı. Ülkeler arasında, gri bölgeler oluşacaktı… Bakın, Suriye’den ilk mülteci grubu, Hatay Yayladağ’da, tel örgülerden geçti… Garip olan, o bölgede, herhangi bir güvenlik sorunu yoktu! Yakında, binlerce Suriyeli, Türkiye’nin, güney illerine gelecek... Suriye ile Türkiye arasında, Hatay bölgesinde ‘müdahaleye’ açık bir alan belirecek! Falcılık yapmıyoruz. Durum açık!

 

Yukarıdaki cümlelerin yer aldığı, 7 Mayıs, Dünya Düzeni programı üzerinden, 1 ay geçmişti ki, Suriye’den geldiği söylenen, mülteci sayısı, 10 binin üzerine çıktı. Çadır kentler yaratıldı. Ardından, senaryoya uygun olarak, bir Hollywood yıldızı, Angelina JOLİE, ‘iyi niyet elçisi’ olarak, mültecileri ziyaret etti. Yanında, bir kameramanla geldi, diğer basın mensupları, sadece gelişini ve gidişini görüntüleyebildi. Dünya basınına, arzu edilen şekilde ve içerikte ‘haberler’ servis edildi. Durum daha ağırlaşır, mülteci sayısı artarsa, batılı insani yardım dernekleri, bölgeye gelebilirdi. Ardından da küresel ‘güvenlik’ birimleri ya da işgal orduları, teşrif ederlerdi… Bir sonraki aşamada, Kamışlı bölgesi ve Suriye’nin doğusunda da benzer belirsiz bölgeler, ortaya çıkabilirdi… Suriye parçalanırken, Türkiye’nin güneyinde de sınırlar, belirsizleşmiş olurdu… Özetle, Birleşmiş Milletler ve NATO, gerekli zamanda, gri bölgelere müdahale edebilirdi… Çekiç güçler yollar, tampon devletler için, yer açılırdı. Ve en önemlisi, enerji ve suyun akışı için, yeni haritalar belirlenirdi… Hatırlayın, İsrail enerji bakanı Joseph PARİTZKİ ne demişti: 'Musul-Hayfa, boru hattı için, Suriye işgal edilmeli'

 

Suriye, Ortadoğu’daki Amerikan-İsrail politikaları önünde, bir engeldi! Tıpkı İran gibi… Batının, kara listesindeydi. Irak’ın işgalinden sonra, sıra ona gelmiş; hep bugün beklenmişti… ‘uluslar arası camia’ küresel medyada, Suriye’ye şöyle yer vermişti: ’Suriye, Irak’taki direnişçilere, yardım ediyor!’, ‘Teröristlerle, işbirliği yapıyor.’, ‘Filistin’de Hamas’ı; Lübnan’da, Hizbullah'ı destekliyor…’

 

İsrail için strateji!

 

Ortadoğu Planı, İslam dünyasını, yeniden kamplara ayırmaktaydı... Geçen yüzyılın başında, ulusal sınırlarla, onlarca devlete bölünen Ortadoğu halkları, şimdi daha da küçük, etnik ve mezhep farklılığı kullanılarak, çok daha derin ve tehlikeli bir biçimde, karşı karşıya getiriliyordu… Ortadoğu’da Şii blok’a karşı, Sünni blok; bu yüzyıla damgasını vuracak, çatışmaların içine çekilmek isteniyor…

 

2008’de, Şam’da konuştuğum Suriye Cumhuriyet müftüsü, durumu özetlemişti... ‘Planın adı Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Yani, bölgeyi bölme projesi. Bu kıymetli topraklar, Türk, Kürt, Arap, Türkmen olarak bölünmeye çalışılıyor. Amaç, bölge ülkelerini zayıflatmak, içten çökertmektir. Buna karşı, güçlü milli devletler gerekir. Ortadoğu Projesi ve küreselleşme denen akım, batıyı birleştirmekte; ama bölgemizi param parça etmektedir.’

 

Aslında söz ettiği proje eski bir projeydi… 1982'de, İsrail’in ünlü Kivunim adlı istihbarat dergisinde, dış işleri görevlisi, Oded YİNON ‘İsrail için strateji' başlıklı yazısında, şöyle demişti: ‘Irak, üçe bölünmeli! Güneyde Şii, ortada Sünni, kuzeyde bir Kürt devleti!’; ‘Lübnan, din ve mezheplere göre, beşe bölünmeli: Katolik Marunîler, Müslümanlar, Dürzîler, Şiiler ve İsrail denetimindeki bölge...’

Hap kadar Lübnan , bu durumda neredeyse mahalle mahalle bölünmüş olacaktı...

 

Suriye’ye gelince, raporda 4 parçaydı: ‘Kuzeyde bir alevi devleti; Halep bölgesinde, bir Sünni devleti; Şam'da bir başka Sünni devlet; İsrail sınırında, bir Dürzî devleti kurulmalı…’

 

Daha 1982’de, Suriye’nin 4’e ayrılması planlanmıştı... Oded YİNON, ilk adımın, Sünni-alevi çatışmasıyla başlayacağını da raporuna eklemişti: ‘Suriye’de, Sünni çoğunluğa rağmen, iktidar, alevi azınlığın elinde. Bu aykırılık, ülkedeki sorunun, dev boyutlarını, gözler önüne sermekte…’

 

Suriye’nin, din savaşları içine, sürüklenmesi şarttı. Sünni ülkeler, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Şii Suriye ve İran’a karşı bir harekâta girişebilirlerdi… Ünlü Amerikalı yazar Seymour HERSH: ‘Sünni cephenin, bölge finansörü, Suudi Arabistan! Savaş alanı ise Lübnan!’ dememiş miydi?

 

Din ayrımı körüklenirken, eş zamanlı olarak, rejim muhalifleri örgütlenmiş ve milyonlarca dolarla desteklenmişlerdi... Bu çalışmalar, 2005 yılından bu yana, hız kazanmıştı. Suriyeli Kürt gruplar ise özel ilgi alanındaydı… Amerikan senatosunda konuşan, Suriyeli Kürt muhalifler, Trabzon, Ankara ve Antalya'yı 'Kürdistan' sınırları içinde gösteren haritalar dağıtmışlardı; konuştukları kürsüye, tarihteki tek Kürt devleti Mahabad Cumhuriyeti'nin bayrağını asmışlardı... Gelmiş geçmiş, tüm Amerikan başkanlarına, borçluydular; borçlarını, Türkiye ve İran’daki bölücü hareketlerle birleşerek ve küresel odaklara 2. İsrail’i hediye ederek, ödeyeceklerdi…

 

Hedefte, İran ve Suriye!

2004'de, Suriye'nin Kamışlı bölgesinde; Cizre’nin 2 adım ötesinde, Kürtler ile Araplar arasında çıkan kanlı olaylar, bölgedeki kancı (ırkçı) grupları, cepheleştirmeye yaramıştı. Batı, geçen yüzyılın başından beri, aynı rüyayı görüyor… Petrol coğrafyasında, bir Kürdistan, Suriye, İran, Türkiye ve Irak toprakları parçalanarak oluşturulacak… 2007’de, ABD Dışişleri Bakanı, Condolezza RİCE açıklamıştı: ‘Amerika, İran ve Suriye’ye karşı; Ortadoğu ülkelerini silahlandıracak!’

 

Amerika Birleşik Devletleri, 10 yıllık süre içerisinde, Mısır’a 13 milyar, İsrail’e ise 30 milyar dolar tutarında, askeri yardım yaptı… Hedefte, İran ve Suriye vardı... Diş geçiremediği iki ülke, topun ağzındaydı! RİCE, o dönemde, şu açıklamayı da yaptı… ‘El kaide ve Hizbullah terörüne ve İran ve Suriye’nin bölgedeki ’olumsuz etkilerine’ karşı, ılımlı güçleri destekleyeceğiz!’

 

Destekliyorlar; olanca güçleriyle destekliyorlar... 33 yıl önce, Suriye’de temsilcilik açan Avrupa Birliği, organları bir yanda; Amerika ve İsrail, öbür tarafta; zayıf halka olarak gördükleri Suriye’yi hırpalıyorlar... Suriye, onlar için, İran’ı paramparça etmenin ilk adımı… Eğer Suriye, batıdan gelen isteklere, direnç gösterirse, başına gelecekler sıralanıyor... Daha 2005’de, Washington Post, Suriye batıdan yana adım atmazsa, uluslar arası camianın, neler yapması gerektiğini sıralıyor: ‘Fransa ve Amerika arasında kurulacak olan etkili bir ittifak, Şam yönetimine, benzersiz bir baskı uygulayabilir! Avrupa birliği, ekonomik anlaşması dondurulabilir ve Birleşmiş Milletler yaptırımları çerçevesinde, baskılar arttırılabilir.’

 

Suriye’yi ‘bölüp yutmak’

 

Tüm bunların özeti şudur: Suriye, küresel güce ve onun Ortadoğu politikalarına boyun eğerse, hayat hakkı olacaktır. Yoksa ambargo, yaptırımlar, bölünmeyle yüz yüze kalacaktır… 2005’den beri yükselen koro, Suriye’ye farklı bir adım attıramamıştır. Tam tersine Suriye, İran, Çin ve Rusya’yla, batıya karşı ittifaklar yapmıştır…

Alman Die Welt gazetesi, gelinen durumu özetlemiştir… ‘Suriye’deki karmaşa, Türkiye’nin, mülteci kriziyle sarsılmasına yol açacaktır. Bundan daha önemlisi, Suriye’de bir rejim değişikliği, PKK’nın gücünü arttıracak, Kürt özerk bölgesinin kurulmasını sağlayacaktır...’

 

‘Uluslar arası camia’ petrol coğrafyasında, bir serbest bölge istiyor: Kürdistan’ın kurulabilmesi için, Türkiye, Irak, Suriye ve İran’ın, parçalanması gerekiyor... Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da, demokrasi kisveli darbeler, bu amaçla yapılıyor... Sömürgeciler, işine gelen ülkelerde, diktatör deviriyor. İşte Mısır, Tunus, Libya; şimdi Suriye… İşine gelmeyen ülkelerde, sokaklardaki göstericileri, özel ordularla katlediyor: işte Yemen, işte Bahreyn! Libya’yı işgale hazırlanan; KADDAFİ’nin ölüm emrini imzalayıp, Suriye’ye müdahaleye hazırlananlar; acaba Bahreyn ve Yemen’deki iktidarı, neden koruyor! Önümüzdeki günlerde, tüm bölge, önce Şii-Sünni savaşlarıyla, ardından kancı (ırkçı) kimliklerin isyanlarıyla sarsılacaktır. İşte Hillary CLİNTON’ın söz ettiği ‘kusursuz fırtına’ budur!

Suriye ve Türkiye: Akraba iki ülke!

 

Ortadoğu’da ‘Arap baharı’ adı altında; Suriye, sahnelenen darbe imalatının, son halkası olmayacak… Bu azgın dalga, artık sınırlarımızda… Batının, 4 ülkeden kopararak kurmak istediği kukla bir devlet, Suriye’deki iç savaş senaryosuyla, kolaylaşacaktır. Bir yanda Ankara’da, Suriyeli muhalifleri etrafına toplayan, yeni ABD Savunma bakanı PANETTA; diğer tarafta, İran’ı avucunun içi gibi bilen, Robert GATES ve David PETRAEUS; Büyük Ortadoğu’yu çizmek için, çalışmaktadırlar. Özel ordular; silahlandırılan sivil güçler; Suriye ordusundan devşirilen yandaşlar ve batıdan beslenen, gençlik örgütleri; önümüzdeki günlerde, ESAD’a ağır bir darbe indirmek için, hazır ve nazırlar… Mustafa Kemal Atatürk, Suriye’yle bir konfederasyon düşlemişti… Şimdi gelinen noktada Türkiye, Amerika’nın Ortadoğu kuryesi… Suriye ve Türkiye, bu iki halk, bin yıllık bir tarihin çocukları. Bir zamanlar, aynı bayrağı paylaşmış bu iki ülke; sömürgeci darbelerle, birbirinden koparıldı… Şimdi ikinci dalgaya, göğüs germe zamanı! Türk halkı, Suriye’ye, sadece komşulukla değil, akrabalık bağıyla da bağlı! Bu hassas dönemde biz, Bin Ladin öldü mü ölmedi mi; İngiliz hanedanı nasıl evlendi; Hürrem, yeni bir şehzadeye gebe mi; çılgın kanal projesi, cebimizi etkiler mi diye oyalanırken; sırtımızı dayayacağımız tüm dostlarımız, ağır yaralı… Bölge parçalanırken, zalimin yanında yer alanlar; bir gün sıranın kendilerine de geleceğini bilmeli!

 

Kaynaklar:

*1 http://www.guncelmeydan.com/pano/banu-avar-in-ekim-de-cikacak-olan-kacin-demokrasi-geliyor-kitabindan-t29245.html#p147934

*2 http://www.facebook.com/media/set/?set=a.179701152085071.59787.117004648354722&type=1

*3 http://www.facebook.com/media/set/?set=a.205664336155419.65641.117004648354722&type=1


Bu haber 1511 defa okunmuştur.

Share |

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

MISSION KURDİSTAN: ABD-PKK İLİŞKİLERİNİN STRATEJİK ANALİZİ 1978-2012

MISSION KURDİSTAN: ABD-PKK İLİŞKİLERİNİN STRATEJİK ANALİZİ 1978-2012 ARAŞTIRMACI GAZETECİ YAZAR CEYHUN BOZKURT'UN SON VE OLAY KİTABI ÇIKTI!!!

OĞUZ KEMAL ÖZKAN: Akp iktidarında muhafazakarlaşan Türkiye'den manzaralar..

OĞUZ KEMAL ÖZKAN: Akp iktidarında muhafazakarlaşan Türkiye'den manzaralar.. Muhafazakarlaşan Türkiye sözünü açmak gerekirse, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre; muhafazakarlık kelimesinin anlamı ...
CIA'NIN ÇETECİLERİ! (6) Cemaat Kelle Avında....22 Mayıs 2012

facebook ta Begen

Google

SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

|Hack Haber |Tekturk |Turania |11kasim DERNEGİ |hakimiyet gazetesi |Yenile

Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi