|
Manşet haberler
Google
|
Anasayfa » Siyasal tarihin şifreleri
Dolmabahçe Mutabakatında Gözden Kaçanlar, Kaçırılanlar - Atilla Kart
04 Ekim 2011, 16:35 EDİTÖR
Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiyeye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşıyoruz.
En üst düzeyde icra gücüne ve komuta yetkisine sahip olan Başbakan ile Genel Kurmay Başkanının , bu fiili anlaşmaları ve mutabakatları sebebiyledir ki; Dolmabahçe Mutabakatında Gözden Kaçanlar, Gözden Kaçırılanlar ve Başbakan'ın Demokratlığı
Atilla Kart - CHP Milletvekili | | | Değerli Basın Mensupları;
Hürriyet Gazetesinin 4 Değerli Yazarı, “Dolmabahçe’nin Sır Kapısı Aralanıyor” başlığıyla, 4 Mayıs 2007 tarihinde Dolmabahçe’de yapılan ve içeriği kamuoyuna açıklanmayan “Erdoğan-Büyükanıt” görüşmesini irdelemiş ve yorumlamışlardır.
Öncelikle, demokrasi tarihimizin kırılma ya da kavşak noktalarından birisini teşkil eden böylesine önemli bir konuyu gündeme getirdikleri ve kamuoyunun hafızasını yeniledikleri için, değerli yazarlara huzurunuzda teşekkür ediyorum. Değerli Basın Mensupları; “4 Mayıs Dolmabahçe Mutabakatı”, mutad ve sıradan bir görüşme değildir. Başbakan’ın, Dolmabahçe’de sivil toplum görüşmeleri adı altında yaptığı görüşmelerle benzer bir yönü yoktur.
Büyükanıt’ın “Devlet işi görüştük” , Başbakan’ın ise “Benimle mezara gidecek, Büyükanıt açıklarsa Ben de konuşurum…” dediği bir görüşme ve anayasal ihlâl sürecinden sözediyoruz. Bu nitelikteki bir görüşmeyle ilgili değerlendirme yapılırken, görüşmenin içeriğiyle ilgili bazı temel unsurların gözden kaçtığı ya da kaçırıldığı kanısına vardığım içindir ki;hem konuyu bir kez daha gündeme getirmek, hem de post modern nitelikte ve sivil-asker işbirliğiyle gerçekleştirilen anayasal ihlal sürecini anlatmak amacıyla, iş bu basın toplantısını yapmak gereğini duydum;
Değerli Basın Mensupları;
4 Mayıs’ta, Dolmabahçe’de ne olmuştur?
Bilindiği gibi, dönemin Genel Kurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt 27 Nisan 2007 günü – saat 23.17’de , Genel Kurmay internet sitesinde doğrudan Hükümet’in icraatlarını hedef alan bir bildiri yayımlamıştır. Türkiye gündemi , bu müdahale ile alt-üst olmuştur.
Toplumda mevcut olan huzursuzluk ve gerginlik daha da büyümüştür.
Bu sürecin devamında , Hükümet , 1 Mayıs 2007 tarihinde erken seçim kararı almıştır.
Devamında ise, 4 Mayıs 2007 tarihinde Başbakan ile Genel Kurmay Başkanı , Başbakan’ın Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde 3 saati bulan baş başa bir görüşme yapmışlardır.
Anayasal sistemi doğrudan ilgilendiren ve etkileyen ve sonuçları müteakip aşamalarda ortaya çıkan bu görüşmenin içeriği, kamuoyundan ısrarla gizlenmiştir. Gizlenmeye de devam edilmektedir.
Fikri Sağlar’ın , 15 Mayıs 2008 tarihinde “Birgün Gazetesinde” yayımlanan yazısından sonra , konu kamuoyu ve siyaset gündemine tekrar girmiştir.
Sayın Sağlar mezkûr yazısında , Başbakan ile Genel Kurmay Başkanı arasındaki, “kişisel ve siyasi çıkar ilişkilerini ve varılan mutabakatı” ifade ve iddia eden yazıyı kaleme almıştır. Başbakanlık Makamı , sözü edilen yazıdan sonra 17.05.2008 tarihinde yaptığı açıklama ile, Sağlar’ın beyanlarını “hayasız bir yalan” ve “alçakça bir iftira” olarak değerlendirmiştir.
Bu süreçte, Büyükanıt ne demiştir?
Büyükanıt, 8 Mayıs 2009 tarihinde Kanal D Televizyonunda Mehmet Ali Birand ile yaptığı mülakatında;
Başbakan ile baş başa görüştüklerini, kendisinin tutanak tutmadığını, Başbakan’ın da not almadığını, bu toplantının gizli bir toplantı olmadığını, zira Devlet işini görüştüklerini , toplantı sonunda görüşmeler aramızda kalsın diye bir mutabakatın olduğunu, 27 Nisan bildirisini bizzat yazdığını açık bir şekilde ifade etmiştir.
Büyükanıt’ın 8 Mayıs 2009 tarihindeki bu mülakatından sonra, Başbakan 15 Haziran 2009 tarihinde NTV ‘de şu değerlendirmeyi yapmıştır;
“….Büyükanıt açıklarsa , Ben de konuşurum….”
demiştir. Olayların genel anlamda seyri bu yönde olmuştur.
Değerli Basın Mensupları;
Anlatımı yapılan bu gelişmelerden sonra, süreç tarafımızdan da takip edilmeye başlanmıştır.
09.06.2009 ve 04.08.2009 tarihli ve ayrıntılı önergelerimizle konu dile getirilmiş, ancak bu önergelerimize tatminkar bir açıklama getirilmediği gibi, dönemin TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de 1 Ekim 2009 tarihli cevabıyla , içtüzüğü kendince gerekçe göstererek , önergenin işleme konulmamasına karar vermiştir.
TBMM Başkanı , olayın üstüne gidilmesinden rahatsızlık ve endişe duymuştur.
Bu süreç 06.08.2011 tarihli basın toplantımızda, 10 sayfalık bir metin ile dile getirilmiş, yasal ve anayasal değerlendirmeler yapılmış; doğrudan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı göreve davet edilmiştir.
Ancak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından bugüne kadar ses seda çıkmamıştır.
Değerli Basın Mensupları;
27 Nisan Genelkurmay Başkanlığı Basın Açıklaması; siyaset bilimciler, hukukçular ve kamuoyu tarafından “muhtıra” olarak tanımlanmıştır, algılanmıştır.
Ertesi gün Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek bir basın toplantısı düzenlemiş ve muhtıraya cevap vermiştir. Genelkurmay Başkanı’nın resmi olarak Başbakan’a bağlı olduğunu ve görevi itibari ile Başbakan’a karşı sorumlu olduğunu belirtmiştir. Kendince ön almış, zevahiri kurtarmış ve kamuoyunu tatmin etmiştir. Teatral sunuşunu yapmıştır.
28 Nisan’daki Bakanlar Kurulu toplantısına Milli Savunma Bakanı davet edilmemiştir. Başbakan, bu vakıayı da inkar etmiş, kamuoyuna yalan beyanda bulunmuştur.
1 Mayıs 2007 tarihinde ise Hükümet erken seçim kararını açıklamıştır.
Müteakiben 4 Mayıs 2007 ‘de Dolmabahçe’deki çalışma ofisinde 3 saati bulan bir görüşme gerçeklemiştir. Toplantıda nelerin görüşüldüğü ve hangi kararların alındığı hakkında, kamuoyuna hiçbir açıklama yapılmadığı gibi, tutanak tutulmadığı da sabittir.
Muhtırayı kaleme alan, bu muhtıranın arkasında olduğunu tekrarlayan Büyükanıt hakkında, bugüne kadar hiçbir hukuki ve cezai işlem yapılmamıştır. Tam aksine, Hükümet, Yaşar Büyükanıt’a Devlet Şeref Madalyası takmak ve ayrıca mutadın dışında zırhlı lüks aracı tahsis etmek suretiyle ödüllendirmiş ve koruma altına almıştır. Müteakip süreçteki gelişmeler, muhtıranın zamanlaması, AKP’ye sağladığı politik yararlar, 22 Temmuz 2007 seçimlerine 10-12 puanlık katkı sağladığı yönünde yapılan itiraf ve açıklamalar, Dolmabahçe toplantısı gündeme getirildiğinde Büyükanıt’ın AKP tarafından sahiplenilmesi ve Silivri soruşturmalarının dışında tutulması gibi olaylar hep birlikte değerlendirildiğinde ve analiz edildiğinde;
Büyükanıt ile Erdoğan arasında muhtıradan sonra müzakerelerin yapıldığı, tarafların siyasi ve kişisel çıkar işbirliği içinde, anayasal sistemi iğfal ve ihlâl ettikleri, Yargı’yı ve TBMM’yi devre dışı bıraktıkları, siyaseti anayasal sistemin dışında tasarladıkları ve planladıkları, halkın iradesini iğfal ettikleri anlaşılmaktadır. Değerli Basın Mensupları;
Postmodern ve kompleks nitelikteki bu askeri-sivil darbe ile; bir taraftan, yeni siyasi süreçler tasarlanmış, bir taraftan da sosyal bir refleks ve duyarlılık ile oluşan, Lâik Demokratik Cumhuriyete medeni bir şekilde sahip çıkan; 14 Nisan 2007 de Tandoğan’da, 29 Nisan’da İstanbul Çağlayan’da yapılan ve milyonların katıldığı mitinglere gölge ve kuşku düşürülmesi amaçlanmıştır. Bu muhtıra ve işbirliği ile, 14 Nisan ve 29 Nisan mitinglerine gölge düşürülmüş, takip edeceği bilinen mitinglerin etkinliği azaltılmış, yapılacak mitingler gölgelenmiştir. Toplumsal duyarlılık ve dayanışma sabote edilmiştir.
Mayıs-Haziran 2007 den itibaren siyasi gündem bu mutabakat çerçevesinde şekillenmiştir.
Bu çerçevede, postmodern askeri-sivil darbe amacına ulaşmıştır.
Türkiye’nin, Ülkemiz dışından yönetilmesinin temellerinin atıldığı bir dönemden söz ediyoruz. Türk Silahlı Kuvvetlerine ve Anayasal Kurumlara saldırıların başladığı dönemin alt yapısı büyük ölçüde 4 Mayıs 2007 görüşmesiyle şekillenmiştir. 5 Kasım 2007 Erdoğan-Bush görüşmesi ve Aralık 2007’de yasalaşan Tanık Koruma Yasasıyla bu süreç şekli anlamda yasal hale getirilmiştir.
Değerli Basın Mensupları;
Garip, ironik ve demokratik değerler adına kabul edilemez bir yönetim süreci yaşanmaktadır…
* Bir tarafta, 27 Nisan 2007 günü bizzat kaleme aldığı e muhtırada “gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır….” tehdidi ile , anayasal düzene müdahale eden bir Genel Kurmay Başkanı ….
** Diğer tarafta, bu muhtıraya önce sözde bir bildiriyle karşı çıkan, muhtıranın tesiriyle erken seçim kararı alan, daha sonra Dolmabahçe toplantısını düzenleyen , siyaseti , bu toplantıdaki mutabakat üzerine tasarlayan ve şekillendiren ve mafya söylemiyle , “mezara taşınacak sırlar” olduğunu ifade eden bir Başbakan…..
*** Tüm bu süreç ve olup bitenlerden sonra, anayasa ihlali niteliğindeki fiili mutabakatın gereğini yerine getirdiği anlaşılan Genel Kurmay Başkanına, 8 Ağustos 2008 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla Devlet Şeref Madalyası veren bir Hükümet….
**** Ve nihayet; 06.08.2010 tarihli – 10 sayfadan ibaret olan gerekçeli suç duyurumuzu işleme koymaya cesaret edemeyen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. Cumhur’un, Cumhuriyet’in ve Hukukun Savcısı olma misyonları ellerinden alınmış, kanunsuz emir ve talimatla görev yapar hale gelmiş Cumhuriyet Savcılıkları….
Değerli Basın Mensupları
Askeri vesayeti ortadan kaldırıyoruz diyenler, asker-sivil işbirliğiyle ve Polis Akademisinin inisyatifiyle, postmodern bir darbeyi gerçekleştirmiş durumdadırlar. Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı rehberliğinde sürdürülen demokratik açılım sürecinin, Türkiye’ye getirdiği yönetim tıkanması ve toplumsal ayrışma sürecini yaşıyoruz. En üst düzeyde icra gücüne ve komuta yetkisine sahip olan Başbakan ile Genel Kurmay Başkanının , bu fiili anlaşmaları ve mutabakatları sebebiyledir ki; Artık 27 Mayıs 1960 ya da 12 Eylül 1980 benzeri darbeleri yapmaya gerek kalmadan, nüfuz suistimali ve görevin kötüye kullanılması suretiyle ; anayasanın ihlâli ve iğfali ve devre dışı bırakılması ve nihayetinde de siyasetin anayasa zemini dışında şekillenmesi söz konusudur.
Hürriyet Gazetesi’nin 4 Değerli Yazarının, bu dinamikleri ve vakıaları göz ardı etmeden değerlendirme yapmaları gerektiğini, müktesebatlarının buna uygun olduğunu ifade ederek; 3 temel hususu bir kez daha ifade ediyor ve şu soruların irdelenmesi gereğini dile getiriyorum;
(1) 06.08.2010 tarihinde basın toplantısı yoluyla 10 sayfadan ibaret olan suç duyurumuz bugün de varlığını korumaktadır. Geri alınması söz konusu olmamıştır.
Ancak, Türkiye Cumhuriyetinde, ciddi ve somut nitelikte unsurlar içeren bu vahim muhtıra ve müdahaleyi soruşturacak Cumhuriyet Savcılığı mekanizması kalmamıştır. Sorun budur.
Sorumlu gazetecilik adına, bu tarihi gerçeğin herhalde irdelenmesi gerekirdi.
(2) 27 Nisan muhtırasından sonra , sabah saatlerinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantısına ve hazırlanan Hükümet açıklamasına dönemin Milli Savunma Bakanı neden çağırılmamış ve katılmamıştır.
Herhalde sorumlu gazetecilik ve gerçeği tespit etmek adına, bu dinamiğin de değerlendirilmesi gerekirdi.
(3) Büyükanıt, Fikri Sağlar aleyhine tazminat davası açmıştır. Yargıtay, Büyükanıt ile ilgili CD’nin , savunma hakkı bakımından çözümü ve Sağlar’ın bilgisine sunulması gerektiği gerekçesiyle 2 kez kararı bozmasına rağmen, Yerel Mahkeme, CD’yi neden Savunma Avukatlarına göstermiyor?
İnanıyorum ki, 4 Değerli Yazar, bu unsurun da gerçeğe ulaşmak adına önemli olduğunun bilincindedir.
Değerli Basın mensupları;
27 Nisan ve 4 Mayıs birbirini beslemiş ve destek almıştır. İşbirliği içine girmişlerdir. Bu yönüyle , 27 Nisan ve 4 Mayıs işbirliği , demokrasi tarihimiz adına bir utanç ve kırılma noktasıdır.
Türkiye siyaseti , 4 Mayıs 2007’den sonra, anayasa ihlali pahasına varılan bu mutabakat çerçevesinde şekillenmiştir.
Türkiye, Başbakan ve Genel Kurmay Başkanının, siyasi ve kişisel çıkar ilişkileri etrafında , “postmodern ve kompleks nitelikte, sivil-askeri bir darbeye” marûz kalmıştır. Bu süreçte Polis Akademisi ve İçişleri Bakanlığı da , rol ve görev üstlenmiş, “İleri Demokrasiyi” tesis etmişlerdir.
Bu darbe, müteakip süreçlerde ; siyaseti, iç ve dış ilişkileri şekillendirmiştir.
4 Mayıs görüşmesi ve mutabakatı,
5 Kasım 2007 Erdoğan-Bush görüşmesi,
5726 sayıyla- 27 Aralık 2007 tarihinde yasalaşan Tanık Koruma Kanunu; Türkiye gündemini ve siyaset zeminini oluşturmuştur.
Soruyoruz ;
4 Mayıs Dolmabahçe görüşmesinde, Devlet işleri görüşüldüyse, bu görüşme sonraki Genel Kurmay Başkanına neden intikal ettirilmemiştir? Neden kayıt altına alınmamıştır?
İlker Başbuğ ve Necdet Özel’in, bu görüşme içeriği hakkında bilgileri var mıdır?
Kayden intikal eden bir doküman ve bilgi var mıdır (2)Başbakan, 4 Mayıs görüşmesinin, asker-sivil ilişkilerinde bir dönüm noktası olduğunu ifade etmektedir. Sivil-asker ilişkilerinde bir dönüm noktası olan bu toplantı, kamuoyundan nasıl ve hangi gerekçeyle gizlenmektedir?
Neden mezara götürülecek sırlardan söz edilmektedir?
Bu soruların hiçbir ciddi ve tutarlı karşılığı yoktur.
Ancak bir açıklaması vardır; Başbakan’ın , tehdit ve şantaj içeren bu söylemleri, mafya söylemi ve üslubudur. Bu sebepledir ki, bu görüşmede, karşılıklı tehdit ve şantaj üzerine , kişisel ve siyasi bir mutabakatın sağlandığı anlaşılmaktadır. Unutulmamalıdır ki, şantaj ve tehdidin olduğu yönetimlerde; demokrasi, hukuk ve adaletten söz edilemez.
Olayın esası ve özü bu çerçeveden ibarettir.
Değerli Basın Mensupları;
Açıkladığımız sebeplerle, Hürriyet Gazetesinin 4 Değerli Yazarının, Dolmabahçe mutabakatına dair görüş ve değerlendirmeleri, yüzeysel ve siyasi İktidara meşruiyet sağlama amaçlı olduğu gibi; yukarıda sözü edilen 3 temel dinamiği göz önüne almaması sebebiyle de, habercilik unsurlarından da yoksundur.
Sağduyulu kamuoyu ve halkımız bu gerçekleri görmekte ve değerlendirmektedir.
Bu vesileyle; görev yapma sorumluluğunu, Cumhur’un-Cumhuriyet’in ve Hukuk Devletinin Savcısı olma sorumluluğunu müdrik olan Cumhuriyet Savcılarını da, 06.08.2010 tarihli suç duyurusu dilekçemizdeki unsurları göz önüne alarak, görevlerini yapmaya bir kez daha davet ettiğimizi vurguluyoruz.
|
Bu haber 907 defa okunmuştur.
 |
Siyasal tarihin şifreleri |
 |
|
|
|
|

    .jpg)                .jpg)                     |
CIA'NIN ÇETECİLERİ! (6) Cemaat Kelle Avında....İNSAN OLANA SESLENİŞREZALETTGB:Kimin T'si Nerenin G'si Neyin B'si???Savaş SanatıHADDİNİ BİLMEKCHP VE MHP İŞGAL GÜÇLERİNE EVET DEMİŞTİR..MEMURA ZAM, BÜYÜKSÜN TÜRKİYE!YENİ ANAYASA %91,3 GEÇMEZSE YOK HÜKMÜNDE OLMALIDIR.Balkanlarda, Kafkaslarda ve güneyimizde, neler oluyor?Sinan Meydan:Atatürk'ün yaptırdığı camiler!AKP'NİN BÖLÜNME ANAYASASINDA MHP VE CHP'NİN TAVRI..!Sebeplere takılanlar 3CİHAN DEVLETİ GEYİĞİSuriye DenklemiTuz da Kokmadan...(3)ASKER AĞLAMAZ!''Anayasa Vatandaş Toplantıları'' Adı Altında Anayasa Anketi ..!Mısır'da bahar fırtınasıBu yurt öküzlerin çektiği o gıcırtılı kağnı ile başladı kalkınmayaHoş Geldin Putin!28 ŞUBATIN SAPTIRILAN GERÇEĞİ26 Şubat'ta Taksim Meydanında!TÜRKMEN ŞEHİT LİDERLEREBİR İLERİ İKİ GERİ GELİNEN NOKTA OSMANLI'NIN SON DÖNEMİYAZAR AKADEMİSİ DERNEĞİ NE AMAÇLA KURULMUŞTUR1001 TÜRK KOMPLEKSİ !SERAP YEŞİLTUNA İLE MÜGE ANLIÇAĞIMIZIN HASTALIĞIBAŞBAKAN'IM ÇOK YAŞA, DAHA FAZLA FİL İSTİYORUZ !!YENİ BİR ŞEHİR EFSANESİ Mİ..Bilinçsiz Olanlar, Bilinçsiz açıklama yapmaktan kurtulamazlar97 günDENGENİN BOZULMASI-DİNGİL KAYMASISEÇİME BEŞ KALA TRANSFER VE SİYASETBaşbakan sizce hangisi ?Tayyip Kadar OlamamakUlusal Egemenlikisveç parlementosu..Bağımsızlığın Adresi...ATATÜRK'DEN RİCA..22 Mayıs 201222 Mayıs 201222 Mayıs 201222 Mayıs 201221 Mayıs 201218 Mayıs 201216 Mayıs 201215 Mayıs 201214 Mayıs 201206 Mayıs 201202 Mayıs 201228 Nisan 201226 Nisan 201226 Nisan 201215 Nisan 201206 Nisan 201231 Mart 201212 Mart 201211 Mart 201210 Mart 201207 Mart 201204 Mart 201223 Şubat 201214 Şubat 201204 Şubat 201217 Ocak 201209 Kasım 201126 Ekim 201116 Haziran 201113 Haziran 201125 Nisan 201113 Nisan 201108 Mart 201125 Şubat 201101 Şubat 201107 Ekim 201005 Eylül 201010 Mayıs 201015 Mart 201015 Ocak 201021 Eylül 2009 |
|
facebook ta Begen
Google
|