MevzuVatan.Com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE VATAN-TV İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Manşet haberler

Google

NECİP FAZIL'I NASIL BİLİRDİNİZ?

NECİP FAZIL'I NASIL BİLİRDİNİZ?

Tarih 13 Aralık 2011, 13:32 Editör EDİTÖR

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÜŞMANI NECİP FAZIL NECİP FAZIL KISAKÜREK!

ATATÜRK VE CUMHURİYET DÜŞMANI NECİP FAZIL NECİP FAZIL KISAKÜREK!
(DERLEME)

. Kendisini "Türk milliyetçisi" olarak tanımlayan pek çok kişi aslında Necip Fazıl'ın ne mal olduğunu bilmemektedir. Necip Fazıl şeriatçı, ümmetçi, Osmanlıcı, sapık, Atatürk düşmanı biridir. Günümüzde şeriatçı terör örgütlerinin de ilham kaynağı olmuştur.

Necip Fazıl'ın Atatürk'e ve Atatürk İlke ve İnkılapları'na hakaret ettiği şiiri:

Destan

Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
Durun, durun, bir dünya iniyor tepemizden,
Çatırdılar geliyor karanlık kubbemizden,
Çekiyor tebeşirle yekûn hattını âfet;
Alevler içinde ev, üst katında ziyafet!
Durum diye bir lâf var, buyrunuz size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodurum!
Bir şey koptu benden, şey, her şeyi tutan bir şey,
Benim adım Bay Necip, babamınki Fazıl Bey;
Utanırdı burnunu göstermekten sütninem,
Kızımın gösterdiği, kefen bezine mahrem.
Ey tepetaklak ehram, başı üstünde bina;
Evde cinayet, tramvay arabasında zina!
Bir kitap sarayının bin dolusu iskambil;
Barajlar yıkan şarap, sebil üstüne sebil!
Ve ferman, kumardaki dört kıralın buyruğu;
Başkentler haritası, yerde sarhoş kusmuğu!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Öttür yem borusunu öttür, öttür, borazan!
Bitpazarında sattık, kalkamaz artık kazan!
Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa!
Kubur faresi hayat, meselesiz, gerçeksiz;
Heykel destek üstünde, benim ruhum desteksiz.
Siyaset kavas, ilim köle, sanat ihtilâç;
Serbest, verem ve sıtma; mahpus, gümrükte ilâç.
Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!
Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;
Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!
Mezarda kan terliyor babamın iskeleti;
Ne yaptık, ne yaptılar mukaddes emaneti?
Ah, küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap.

Necip Fazıl ve İBDAC (İslami Büyük Doğu Akıncılar Cephesi) Terör Örgütü 

"İBDA fikriyatı, İslamcı edebiyatçı Necip Fazıl Kısakürek ve onun Şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasi yanlısı akıncı gençler tarafından 15 Kasım 1975 tarihinde, Salih Mirzabeyoğlu öncülüğünde çıkarılan Gölge Dergisi çerçevesinde oluştu."

"Necip Fazıl Kısakürek'in "BÜYÜK DOĞU" fikriyatından etkilenerek ortaya çıktığı iddia edilen, Osmanlı Devleti modelinde federatif yapılı bir İslam Devleti kurulması amacını güden ve bu amaç doğrultusunda silahlı mücadele yöntemini benimseyen terör örgütüdür."

Necip Fazıl için yürüyüş yapan İBDAC örgütü: http://www.milliyet.com.tr/2006/05/25/son/sontur34.asp

Necip Fazıl "Son Devrin Din Mazlumları" isimli kitabında Dersim İsyânı'nı, Şeyh Said'i, Said'i Kürdî'yi vs. öve öve bitiremez. 1937'de Tunceli isyanında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin katliam yapıp bilmem kaç yüz bin Kürt'ün öldürdüğünü iddia eder. Bu bile onun ne kadar büyük bir Türk düşmanı olduğunu göstermektedir, bu bile tek başına yeterlidir.

Necip Fazıl, 1946'da İstanbul'da verdiği bir konferansta Atatürk'ü sâhte kahraman ilan etmiştir.

Abdullah Öcalan denen insan ziyânı olan aşağılık köpek, Necip Fazıl ile ilgili bir soruya aynen şöyle cevap vermiştir:

"20 yaşlarında ya vardım, ya yoktum. Necip Fazıl Kısakürek'in konferanslarına gider, bayağı da etkilenirdim..."

Tayip Erdoğan'ın başdanışmalığını yapan, Amerikalılara ''bizi delikten aşağı süpürmeyin diyen'' Kürt Cüneyt Zapsu'nun dedesi Abdürrahim Zapsu, Necip Fazıl'ın yazdığı haftalık "Ehli Sünnet" dergisinin yayıncısıdır.

Necip Fazıl, Türk düşmanı olduğu kadar Türkçe düşmanıdır. "BÜYÜK EDEBİYATÇI" diyeren onu savunanlar, Necip Fazıl'ın Türkçemize hakaretler içeren şu yazısını okuyuversinler:

"- Kısa heceler... Aşağıdaki cümleyi, ona hususî bir mâna biçmeden, onda ayrı bir mâna murad edildiğini hesaba katmadan, sadece Türkçe olarak okuyunuz.

- Ciğerimi delici, yüreğimi yakıcı, kafamı kemirici soru şu ki, gericiliğe mi, ilericiliğe mi, ne tarafa döneceğini bilemeyene, ne diyeceğini, ne edeceğini bulamayana, baba izini görmeyene, anadilini yitirene, yolunu şaşırana, ya kuzu gibi boyuna budalaca acı acı meleyene, ya da kısa heceli ölü kelimeleri dizi dizi boşuna sıralayana, şu yeni kuşağa ne demeli; acımalı mı, acımamalı mı?

İçinde 50 kelime ve 162 hece bulunan bu cümlede tek bir uzun hece yoktur ve böyle bir lisan yeryüzünde mevcut değildir.

- Bu hâl, tarihin ilk çağlarında, henüz hançeresi gelişmemiş bir millete işarettir.

- Tek heceler... Dilimiz umumiyetle tek, hiç değilse az heceli kelimelerden örülü:

al, kal, çal, dal, ol, sol, dol, yol, ser, ver, ger, yer, yar, ban, kan, san, at, kat, tat, çat, kap, sap, tap, yap, say, yay, kay, cay, sil, bil, ek, çek, şiş, piş, ye, de, filân, falan, sayısıza kadar giden bir dizi...

Askerî kumanda sesine benzeyen ve sonlarına birer "mak" veya "mek" edatı eklenince ancak iki heceli masdarlığa çıkabilen "emr-i hâzır"lardan ibaret bu tek veya az heceli kelimeler kalabalığı içinde yabancı dillerden devşirilmiş dolgun heceler de Türk hançeresine uymadığı için bölünmüştür:

Psomi (Rumca ekmek) İpsomi...

Fikr-Fikir... Spor-Sipor... Film-Film... Nefs-Nefis... Remz-Remiz...

Vesaire...

- Başka dillerde tek hecede 4-5 sese kadar çıkabilen (rast, drops) dolgun heceler Türkçede 2-3 sesi aşamaz ve ancak kültürlü insanların hançeresinde yer bulabilir.

- Bir dilde uzun, dolgun ve çok heceli kelimeler, tefekküriyet ve medeniyet işaretidir.

- Türk Milleti'nin, ruhunu dayayacağı üstün bir medeniyet mihrakı buluncaya kadar sürdüğü hayat içinde dili, kısa heceler bahsinde olduğu gibi, konuşmaya ve dolayısıyla düşünmeye vakti olmayan bir topluluğu ifade eder.

- Mücerret mefhum... Türkçe'de, kendi öz anlamı olarak tek bir mücerret mefhum yoktur. Aşağıdaki, hemen her lisanda mevcut mücerret mefhumların Türkçe karşılığını arayınız:

Zaman, mekân, mesafe, zevk, şevk, mevzuu, merkez, mihrak, gaye, mefkûre, din, Allah; ve nâmütenâhîye kadar sayabiliriz. Mücerret mefhumların hattâ basitlerinden olan bu kelimelerden bir tanesini bile Türkçe'de bulamazsınız. "Allah" adının hiçbir lisanda eşi bulunmaz hâs ve âlem ismi olması bir tarafa, ilâh mânasına her dilde mevcut kelime bile Türkçe'de yoktur. "Tanrı" kelimesi "tanyeri"nden gelir ve mücerretlikle alâkasız, putperestlikten kalma bir madde ismi olmaktan ileriye geçemez. "Mevzuu" kelimesine uydurulan "konu" ise "koymak" gibi kaba ve maddî bir fiile dayanır. "Vazetmek" fiili "koymak" değildir ve onun üstünde bir mânayı (nüans-gamiza) belirticidir.

- Neticede, sade ve mahdut madde isimlerine mahsus, beşerî tefekkür malzemesinden mahrum bir lisan karşısında kalıyoruz. Hattâ "dil" bile "lisan" kelimesine uymuyor ve ağızdaki et parçasından ibaret kalıyor.

- Cedlerimiz İslâmı kabul edip kâinat çapında bir tefekkür ve tahassüs hazinesini yüklendikleri ân, takdir ettiler ki, kumanda seslerinden ibaret tek ve kısa heceli, âhenksiz sadece yalçın madde plânına bağlı, mücerret mefhumdan sıfır derecesinde bir dille ne insan, ne cemiyet, ne de devlet teşkil edilebilir. Artık Türk, madde fatihliğinden, onunla beraber mâna fâtihliğine geçmiştir; bunun için de maddî kılıcına eş bir mâna kılıcı lâzımdır. Hâlbuki elinde, mânevî kılıç adına, çelik değil, bir saman parçası bile yoktur? Ne yapsın?

- Türk, İslâmiyeti kabul ettikten sonra düşünmeye başlamıştır. Bu, anlayan ve insafı olan için riyazî bir hakikattir. İşte bu Türk, yani İslamiyet'i kabul ettikten sonra gerçek Türk'ü bulan Türk, ilk iş olarak, kaba müşahhaslardan ileriye geçemeyen dilini zenginleştirmek zaruretini idrak etmiştir. Bunun için de, Batılının, Yunan ve Lâtin kaynaklarına uzanışı gibi, öz kültür kaynağının iki örnek diline el uzatmış ve Türkçenin çarşafı üzerine Arap ve Fars ağaçlarının meyvelerini silkelemeyi tek yol kabul etmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yay. İstanbul"
******************************************************************
Necip Fazıl’ın belgeli ayıpları
“Hazreti Ali” adlı kitabında, “ne şiş yansın ne kebap” politikası güder: “Ali kesinlikle haklıdır, fakat Muaviye haksız değildir” diyerek.
Ama sıra Dersim’e gelince, “Son Devrin Din Mazlumları” adlı kitabında iftiralar yağdırır Cumhuriyet’e:
“Dayandığı tek sebep de bir takım âsâyişsizlik ve itaatsizlik bahanesi altında, bütün Doğu Anadolu’yu kapsayıcı olarak, o mıntıkanın bir türlü sulandırılamayan koyu İslâmi rengidir. Bir kıvılcım halinde gösterdiğimiz Dersim yangınının kömürleştirilmiş 50.000 cesedinde, kutup şahsiyetler dışı bir yığın olarak din mazlumluğunun en çarpıcı levhasını seyredebilirsiniz.” 
Evet, Necip Fazıl’dan söz ediyorum. Onu evliya gibi görenlere, gerçek yüzünü göstereceğim.
DP devrinde, hapse tıkılınca “Biz erkeğiz Menderes, olamayız muannes (dişi)” diyen, sonra dışarı salınıp örtülü ödenek aktarımlarıyla cebi doldurulunca, ağız değiştiren bu adam, 27 Mayıs İhtilalinin lideri Cemal Gürsel’e yazdığı mektupta bakın neler diyordu:
“Pek Sayın Cemal Gürsel,
Şu anda Balmumcu’da nezâret altında bulunuyorum. Hiçbir suçumun olmadığı kanaatindeyim. Ama beni suçlu görüyorsanız, ben sizden ve şanlı Türk Ordusu mensuplarından özür dilerim.
Politikanın ne olduğunu artık anlamış bulunuyorum. Sizler en iyi müdâhaleyi yaparak güzel yurdumuzu kötü politikacılardan kurtardınız. Demokrat Parti kötü idâresiyle zaten bunu hak etmişti. Ben çok hastayım. Beni zindandan kurtarabilirsiniz. Esâsen nâmusum, şerefim üzerine yemin ederim ki, serbest kaldıktan sonra hayâtımın sonuna kadar politika ile ilgili hiçbir yazı yazmayacağım. Siz büyüklük gösterip de beni af edin, beni kurtarın, dâima sizlerin emrinde olacağım.” 
Bu mektup 15 Eylül 1968 tarihli Ekspres gazetesinde yayımlanmıştır.
Necip Fazıl, demokrasiye dönülünce, Gürsel’e verdiği sözü tutmadı, politikayla ilgili yazdı da yazdı. Bir de “Benim Gözümde Menderes” diye bir kitap yazdı.
12 Eylül ihtilali olunca, yine ustaca döndü NFK, Büyük Doğu’nun kapağına Demirel, Ecevit, Türkeş ve Erbakan’ın fotoğrafını koydu, üstüne bir çarpı çekip “Bir çapraz çizgi ile çözüldü muadele (denklem)” dedi.
Kumarbaz NFK’nın “Eğer gaye Türklükse, mutlaka bilmek lazımdır ki, Türk Müslüman olduktan sonra Türktür” sözüne balıklama atlayan milliyetçiler var hâlâ. Oysa bu kişinin milliyetçiliği “Tavus Kuşu” milliyetçiliğidir. Kendi kaleminden okuyalım bu ilginç milliyetçiliği, okuyalım da isteyen “Tavus Kuşu Milliyetçisi” olsun, isteyen Atsız, Akçura, Atatürk gibi kıl ayıpsız Türk Milliyetçisi: “Her tavus kuşu mutlaka bir yumurtadan çıkar ve tavus yumurtasından her çıkan, mutlaka tavus kuşudur; öyle amma, gaye, tavus yumurtasından çıkmış olmak değil, tavus kuşu olmaktır... İşte milliyetçiliğimizin tek ve kesafetli bir misal içinde mânası!
Tavus kuşu, sebepte değil, neticede tavus kuşudur; bu bakımdan tavus kuşunun şahsiyeti, geriye doğru mânâsız ve değersiz yumurta kırıklarında değil, ileriye doğru müstesna bir renk ve çizgi heyetindedir... İşte milliyetçiliğimizin tek ve kesafetli bir misal içinde ruhu!..
İsterse karga veya devekuşu yumurtasından çıkmış olsun, neticede bütün şartlariyle tavus kuşu olabilen her varlık, tavus kuşunun bütün hakkına maliktir... İşte milliyetçiliğimizin tek ve kesafetli bir misal içinde kıymet ölçüsü!” 

CAZİM GÜRBÜZ-YENİÇAĞ

***********************************************************************

KAÇ KİŞİ NECİP FAZIL'IN İBDA-C 'NİN FİKİR BABASI OLDUĞUNU BİLİR!

AMERİKANCI ŞAİRLERİ DERSLERDE GÖRMEK İSTEMİYORUZ!
Necip Fazıl Kısakürek, 17 Temmuz 1959'da Büyük Doğu dergisinde yayımlanan bir yazısında şöyle diyordu:
"Amerikan politikasını korumakla mükellefiz... Amerikan siyasetini tutmak biricik yol... Amerika'dan nazlı bir sevgili muamelesi görmek biricik dikkatimiz olmalı. Yoksa bir Amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasında mütalaa ettiği kadından ileri geçemeyiz. Dış siyasetimizde Amerikan siyaseti ve iç bünyemizde Amerikanizm politikasını kendimize tecezzi etmez (birbirinden ayrılmaz) bir siyaset vahidine (tekliğine) göre ayarlamakta büyük ve her işe hâkim bir mânâ gizlidir.

İBDA-C:İSLAMİ BÜYÜK DOĞU AKINCILAR CEPHESİ
DERGİSİ:BÜYÜK DOĞU:1980'E KADAR ÇIKARILMAYA DEVAM ETMİŞTİR...ARAPÇA-OSMANLICA DİL AĞIRLIĞIYLA ARAP ÖRF VE İTİKADININ TÜRK MÜSLÜMANLARINA YERLEŞTİRİLMESİ İÇİN ÇIKARTILMIŞTIR.TÜRBAN OLGUSUNUN YAYGINLAŞTIRILMASI ;EN ÖNEMLİ BAŞARILARINDANDIR...

geleneksel dinci sağ geleneğin ve bugün iktidardaki akp kadrolarının büyük saygı duyduğu önemli "dava" adamlarından necip fazıl kısakürek'in, hiç uğraşılmadan, bizzat kendi ağzından çıkan sözleri ile ortaya çıkan ilişkidir:
"bize düşen, kendi kendimize sahip olarak, amerika'nın ebedî müttefiki, amerikalının da "sen sensin, ben de ben" tarzında dostu olmaktır. amerikalıyı da böylece kendimiz için bir saadet unsuru kılmak... yoksa belâ haline getirmek değil...
bunu en küçük milletler yaparken biz yapamazsak hazin olur. amerika da ancak böyle bir şahsiyete maddî ve manevî itibar biçebilir. yoksa, gelip geçici menfaatleri bakımından alâkadar olduğu; ve bir amerikan bahriyelisinin iki yana açık bacakları arasındaki perspektif içinde mutalea ettiği kadrodan ileriye geçemeyiz.
dış siyasetimizde amerikan ve iç bünyemizde amerikanizm politikasını, kendimizde tecezzi kabul etmez bir şahsiyet vâhidine göre ayarlamakta, devlet ve millet çapında kalkınışımızı kuşatacak derecede büyük ve her işe hâkim bir mâna gizlidir.
bu mâna ta merkezinden ele geçirildiği gün, türk ve amerikan bayrakları, biri şu kadar yıldızlı ve öbürü sadece ay ve yıldızlı, iki ayrı dünyanın iki ayrı ve fakat daima beraber mümessilleri halinde yanyana göndere çekilebilirler."
necip fazıl kisakürek
büyük doğu dergisi / sayı 20 /17.7.1959


büyük doğu geleneğinden gelen abdullah gül ile akıncılar geleneğinden gelen tayyip erdoğan'ın, abd ile can-ciğer kuzu sarması olmasını açıklayabilen ilişkidir.

KAYNAK2:MUSA'NIN GÜL'Ü ERGUN POYRAZ E-KİTAP:
http://www.scribd.com/doc/52359283/3/Gul-MTTB-ve-Necip-Faz%C4%B1l

Bu haber 1173 defa okunmuştur.

Share |

Siyasal tarihin şifreleri

Baransu ve batan geminin fareleri

Baransu ve batan geminin fareleri Baransu pişkin yalanlarına medyayı alet etse de amacını da çözümletiyor...

Anadolu uygarlığı çökerken!..

Anadolu uygarlığı çökerken!.. Son bakışlardaki o gözler kaldı aklımızda DÜNYANIN EN İLERİ DEMOKRASİ GERİSİ Türkiye bugünlerde bir uçta...
CIA'NIN ÇETECİLERİ! (6) Cemaat Kelle Avında....22 Mayıs 2012

facebook ta Begen

Google

SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

|Hack Haber |Tekturk |Turania |11kasim DERNEGİ |hakimiyet gazetesi |Yenile

Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi