![]() | |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARManşet haberler |
BU LASTİK ARTIK YAMA TUTMAZ!
Figen Özen yazdı...
Arabanız veya arabalar hakkında biraz bilginiz varsa, bilirsiniz. Kullanılan lastikler arabanın kaza yapmadan yola devam etmesi için çok ama çok önemlidir. Hele ön lastikler mutlaka çok sağlam olmalıdır. Es kaza bir kere patlarsa, yolda kalırsınız. Değiştirmeyi düşünmüyorsanız, en yakın lastikçiye gider, yama yaptırırsınız. Aklınıza lastikleri değiştirmek bir türlü gelmez. Lastik patlamaya devam eder, siz yama yaptırmaya… Ama bir gün bu duruma lastikçi bile isyan eder ve size şöyle seslenir. Ama siz inatçı ve/veya bilgi kirliliği içinde iseniz o patlak lastikli arabayla yolunuza devam ederseniz ve bu duruma sessiz kalırsanız, bu patlak lastikli arabanın yaptığı her kazaya ortak olursunuz. Bu duruma hukukta “müteselsil kefil” olma derler… Size konu ile ilgili süreci aktardığım zaman, sizler de “Bu lastik artık yama tutmaz” diyeceksiniz. Emekliliğine iki ay kala YARSAV’a 501. üye olarak kaydını yaptıran Sn. Tansel Çölaşan 15 Mayıs 2010 tarihinde, Bakanlar Kurulu Kararı ile “Kamu Yararına Çalışan Dernekler” statüsünde olan, ADD’ye kendisine getirilen teklif üzerine üye olmuş ve 12 Haziran 2010′da yapılan Kurultay sonucunda Genel Başkan seçilmiştir. Kamu yararına çalışan bir dernek olan ADD’ye daha evvel neden Sn. Çölaşan’ın üye olmadığı, benim kafamda hep cevaplanmayan ama cevaplanması gereken bir soru olarak kalacaktır. Neyse konumuz bu değil… Biz patlayan lastikleri ve bu lastikteki yamaları irdelemeye devam edelim. Bilindiği gibi Türkiye’yi dönüştürme ve Yargı’yı AKP’lileştirme politikasının gereği olarak 12 Eylül 2010 bir “Anayasa Referandumu” yapılmıştır. Bu referandumdan önce ADD’nin veb sitesinde Genel Sekreter Nazmi Şarvan imzalı bir genelge yayımlanmıştır. Bu genelgede; “298 Sayılı “Seçimlerin Temel Hükümleri” ve “Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunu” 63. Madde Yüksek Seçim Kurulu 347 Sayılı Kararı’na dayanılarak, ADD üyelerinin tarafsız olmak zorunda oldukları belirtilerek, her hangi bir propaganda çalışmasında bulunmaları, ilan ve veya afiş asmaları seçim sonuçlarını etkileyecek her hangi bir açık veya kapalı salon toplantıları düzenlemeleri yasaklanmıştır.” Üyelerin, az sayıda da olsa şube başkanları ve yöneticilerinin adeta isyan havasında olan tepkileri nedeniyle, bu yasak kaldırılmış ve ADD zaten “HAYIR” oyunun çıkacağı sahil bölgelerinde kapalı salon toplantıları yaparak süreci geçiştirmiştir. Bu arada “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar“ anlayışının egemen olmasına rağmen bir doğrunun altını çizmeden geçemeyeceğim. Belirli sayıda, GYK üyeleri köyleri dolaşarak fedakarca çalışmışlardır. Bazı konularda ayrıştığımız ADD Genel Başkan Yardımcısı Sn. Mahmut Çelik ve CHP Antalya Milletvekili, halen Yüksek Disiplin Kurulu’nda görevli Sn. Gürkut Acar’ı sevgi ve saygıyla anmak benim için bir görevdir. Referandum sürecinde bu ikilinin yaptığı çalışmalar, bir çok ADD GYK üyesine örnek olacak niteliktedir. Genelge asla tevili olmayan bir büyük yanlıştır. Bu büyük yanlışın iki önemli ayağı vardır. 1- Başta Sn. Genel Başkan olmak üzere, Genel Sekreter Sn. Nazmi Şarvan dahil çoğunun hukukçu olduğu ADD GYK’sı “tüzel” kişiliği olan ADD ile üyelerini ayırt edemeyerek büyük bir hukuk yanlışının altına imza atmışlardır. Bu ifade, Hanover’deki ADD toplantısında Sn. Çölaşan’ın “Üyelerimizin hukukunu koruduk.“ söyleminin çok ötesinde büyük bir hukuk bilgisi yoksunluğudur. Ama ne çare ki ADD GYK’sının çoğunluğu, tekrar etmekte fayda vardır, hukukçudur. 2. Bu hukuksal yanlışı bir tarafa bırakırsak, bu genelge teslimiyetçi bir anlayışın ve vatan cephesini içinden çökertmenin açık bir belgesidir. Bunun tevili, dönüşü ve affı yoktur ve olamaz.. Yargının bağımsızlığını yok eden ve üsttekilerin hukuku için yapılan bir halk oylamasında, “TARAFSIZLIK”ını ilan edenlerin, Yargı’nın bu günkü durumundan şikayet etmeye de hakları yoktur. Ayrıca Sn. Çölaşan, referandumun ardından “EVET”çileri “hain” ilan etmiştir ki, bu ifade de yanlışın çok ama çok ötesindedir. Türk milleti küçük bir azınlık dışında -ki bu azınlık işbirlikçi vatan hainleridir- aralarındaki farklılıkları öteleyerek bir araya gelmek zorundadır. Kurtuluşun tek çaresi milletin birleşmesidir. Çalmadığın kapıların arkasında kalan, bilgi yoksunluğundan dolayı yanılgıya düşen insanları “hain” ilan etme ve ayrıştırma gibi lüksümüz olamaz. ADD’nin görevi milletin tamamını Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığı ile aydınlatmaktır. Lastiğe ilk yama vurulmuştur. Cumhuriyet Güç Birliği sürecinde yapılan, keskin virajlardaki dönüşler ise Dante’ninbir kitabının adını anımsatmaktadır. “İlahi Komedya” İkinci yama… 1 Mayıs İşçi Bayramı etkinliklerinde, Taksim’deki Atatürk Anıtı’ndaki heykelin yüzü bölücülerin renklerini taşıyan bez parçaları ve Öcalan’ın posterleri ile örtülmüş, aynı çirkin hareketler Dıyarbakır’da da yapılmış, Türk bayrağı yakılmıştır. Alenen Türk milletinin bağımsızlığının sembolü, onuru, şerefi, birliğinin, dirliğinin simgesi olan Türk bayrağına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu büyük önder Atatürk’ün manevi şahsiyetine hakaret edilmiştir. ADD bu çirkin olaya da sessiz kalma başarısını(!) göstermiştir. Yama üç! 13 askerimizin PKK’lı eşkıyalar tarafından şehit edilmesi üzerine, ADD Bilim ve Danışma Kurulu Bşk.nı Prof. Dr. Ali Ercan ADD’nin resmi veb sitesinde sözde bir kınama yazısı yazmış ve PKK’lı bölücüler için “GERİLLA” tabirini kullanarak, adeta eşkıyaları kutsamıştır. Gruplarda kendisine yapılan eleştirilere karşı, haklılığını savunmuş, kendisine karşı çıkanları bilgisizlik ve ukalalıkla suçlamıştır. Yama dört… Görevi ne olduğu çok iyi bilinen Milli (!) Eğitim Bakanlığı Teşkilat Yasası’nda KHK çerçevesinde değişiklikler yapılarak, görevleri arasında yer alan “ Atatürk İlke ve İnkılaplarına Bağlı Öğrenci Yetiştirme ve Cumhuriyet’in Niteliklerini Benimsetme“ maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır. Ayrıca ilköğretim öğretmenlerinin kılavuz kitaplarında Atatürk’ün resmi, Gençliğe Hitabe ve daha önemli olarak Türk milleti’nin Bağımsızlık İhtilâli’nin şeref destanını İstiklâl Marşı yer almamıştır. Görevi Atatürkçü düşünceyi, O’nun ilke ve devrimlerini gelecek nesillere taşımak olan Genel Merkez tam beş gün sonra resmi veb sitelerinde yayımladıkları kısa bir bildiri ile tepkilerini (!) dile getirmişlerdir. Yama… Kaç oldu? Ben saymayı unuttum. Ya siz? Gene resmi veb sitesinde Haluk Çeçen’in “ Toplumsal Barış Projesi“ başlıklı ve açılımı destekleyen bir makalesi yayımlanmıştır. 30 Kasım 2011 tarihinde ise ADD’nin veb sitesinde Prof. Dr. Ahmet Saltık‘ın “Dersim Faciası“ başlıklı bir makalesinin yayımlandığı görülmektedir. Aslında bu makale bazı bölümler çıkarıldığı takdirde “Kadim düşmanı“ işaret eden ders niteliğinde çok önemli bir makaledir. Veb sitesinde makalenin sol üst köşesine Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ” büyük düşman”la savaşmamızı işaret eden bir öz sözü konulmuştur. “Sizi mahvetmek isteyen emperyalizme ve bizi yok etmek isteyen kapitalizme karşı savaşımı MESLEK edinmesi gereken zavallı bir halk olmanın gerektirdiği yapılanmayı hedeflemeliyiz.” Önemli Giriş notunda ise; 38′de epey sayıda sivil yakınını kaybettiğine dair yaşanmışlık dinlediği; Makalenin devamında ise; ” Devlet adına özür dilenmelidir, vahşetin kurbanlarından, onların yaşayan çocuklarından… Ayrıca TBMM’de bir “Dersim Araştırma Komisyonu” kurulmalıdır.” Ve benzeri ifadelere rastlanmaktadır. Sn. Saltık ADD Bilim Danışma Kurulu Üyesi olarak bu makalenin altına imzasını atmıştır. Yazının tamamında Atatürk’ü aklamış(!), yapılan vahşetin O’nun hümanist anlayışı ile bağdaşmadığını ifade etmiştir. 1936-1939 yıllarında yapılan harekatlar için tüm Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri suçlamış ve bir vahşetin “var olduğunu” iddia etmiştir. Prof. Dr. Ramazan Demir ise “Dersim“ konulu seri makalelerde, bir asıl vahşetin varlığına işaret etmektedir. Devlet tarafından yaptırılan köprünün eşkıyalar tarafından yıkılması nedeniyle, el ele tutuşarak karşıya geçmek isteyen Mehmetçiğin kanıyla Munzur nehrinin kırmızı aktığını ifade etmektedir. Bu iki bilim adamı arasındaki tek ortak nokta her ikisin de Elazığ doğumlu oluşudur. Sn. Demir, İngiltere ve Fransa’nın kışkırtması ile Devlet’e isyan eden feodal eşkıyaların tam “ÜÇ” kere af edildiğini, ancak isyanın devam ettiğini ve nihayet “Devlet’in devlet olarak görevini yaptığını” söylemektedir. Bana kalırsa da Cumhuriyet, Dersim’de bir öz savunma yapmış ve kendini savunmuştur. ” Devlet adına özür dilenmelidir” ifadesinin yer aldığı bir makalenin ADD veb sitesinde yayımlanması ne kadar doğrudur? Yorum sizin!.. Ayrıca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, bazı üyelerin açtığı dava neticesinde 1 Kasım 2011 tarihinde aldığı kararla, ADD Çankaya Şb.nin 10 Ocak 2010 tarihinde yapılan Genel Kurulu’nu ve delege seçimlerinin ve 12-13 Haziran 2010 tarihinde yapılan Genel Merkez Genel Kurulu’nun iptaline karar vermiştir. Ancak gerekçeli karar açıklanmamış, ne tuhaftır ki Mahkeme tarafından “tedbir” kararı alınmamış ve en önemlisi “Kayyum” atanmamıştır. Bu nedenle Genel Merkez yasal hakkını kullanarak, Temyiz’e baş vurmuştur. Halen göreve devam etmektedir. Gördüğünüz gibi bu lastik artık, hiç bir şekilde yama tutmaz… Ancak… Bir konuya da değinmeden geçemeyeceğim. Benim için yüzlerce şubesi ve binlerce üyesi olan ADD son derece saygın ve Türkiye’nin “olmazsa olmazı” gereken bir örgüttür. Şubeler her şeye rağmen büyük bir özveri ile çalışmaktadırlar. Bazı şube başkanları, Genel merkez’in bu edilgen ve yanlış tutumuna karşı anti-emperyalist ve Kemalist tutumlarından asla vaz geçmemektedirler. İsimlerini vermeden kendilerini burada bir kez daha saygı ve sevgi ile anıyorum. Kemalist ideoloji benim yaşam felsefemdir. Kemalist (MİLLİ) Devrim’in yeniden inşa edilip, tam bağımsız Türkiye bayrağının Ankara kalesinde dalganacağı gün, benim nüfus kağıdıma “Yeniden Doğuş“ olarak kaydedilecektir. Bilindiği gibi benim doğum günüm 29 Ekim 1923‘tür. Kemalist mücadelede bir elimde NUTUK, diğer elimde Atatürk ilke ve Devrimleri, emperyalizme, işbirlikçilerine karşı, yaşım ne olursa olsun ( 68′e 15 gün kaldı) savaşmaya devam edeceğim. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” der sevgili Uğur Mumcu… Ne yazık ki çoğu ADD üyelerinin bu olanlardan haberleri olmamaktadır. Bu yazı bir saldırı yazısı değil, bilgilendirmedir. Görev hatırlatmasıdır. Aksi takdirde artık yama tutmayan patlak lastikli araba yoluna devam edecektir. Bu araba sürücüsünü ve lastiklerini değiştirmediği takdirde de Türkiye’nin önünde var olan hiç bir tehlikeli virajı alamayacaktır. Figen Özen Bu haber 577 defa okunmuştur.
|
GALERİfacebook ta Begen |
|||||||||
|
SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||