![]() | |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARManşet haberler |
OLASI BİR TÜRK- İSRAİL ÇATIŞMASININ ANALİZİ
İsrailin Jeopolitik ve Jeostratejik açıdan gerçek gücününne olduğu konusunda daha önce yazdığımız bölümlerde bazı açıklamalar yapmıştık.Özetlemek gerekirse, İsrailin tam bir aysberg görünümünde olduğunu;satıhta görünen kısmının Dünya Siyonizminin 1/7 den bile fazlaolmadığını belirtmiştik. Bu yazılarımızda geçmiş günlerdeki Arap-İsrailçatışmalarında ABDnin teknik ve taktik alanlarda İsrailene kadarcandan destek verdiklerini, Avrupalıların bu çatışmaya taraf olmama isteklerinerağmen İsrail in başarılarından ne kadar büyük keyif aldıklarını gördük.Buna karşılık Arap ülkelerini destekleyen eski Sovyetler birliğiyöneticilerinin Araplara karşı daima sınırlı destek verdiklerini ve ArapÜlkeleri sıkıştıkça devreye girdiklerini de tespit ettik. İsrail ekomşuArap ülkeleri dışında diğer zengin Arap ülkelerinin bu anlaşmazlıkta tarafsızkalma konusunda büyük gayret gösterdiklerini de unutmuyoruz.
Bu arada en önemli iddiamız: Amerikan halkının İsrail’e Teksasveya Arizona gibi ABD topraklarından biri gibi baktığını ( veya AmerikanHalkının yapılan propagandalarla o hale getirildiğini), İsrail’inherhangi bir ülke ile çatışmaya girmesi halinde Amerikan Hükümetinin buçatışmayı önlemek için ellerinden geleni yapacaklarını ama çatışma ihtimaliarttıkça yavaş yavaş İsrail’in yanında yerini almasının kaçınılmazolacağıdır. Avrupa ülkelerinin durumuna gelince, onların da ABD’nin genelpolitikasına uygun olarak, belirli bir süre içinde İsrail’in yanında saftutacağını söylemiş ve özellikle değişken dış politikalarını çok sevmesi nedeniile Türk Jeopolitik düşünürlerinin dikkatini çekmeye çalışmıştık. Son günlerde garip bir dış politikası içinde olduğumuz açıkça görülüyor.Türkiye Dünya siyasi arenasında İsrail’e posta koyarken, bir yandan dageçen yıla kadar kankamız gibi olan Suriye’ye doğru hasmane tavırlaralıyor, gerekirse askeri harekâta başvurabileceğimiz gibi imalarda bulunuyoruz.Bunun yanında Akdeniz’de yapacağı sismik araştırmalar nedeni ile hemKıbrıs Rum kesimi ve onları destekleyen İsrail’e karşı bir gövdegösterisi yapıyor ve arama bölgelerine teknik gemimizin yanına askeri gemilergönderiyoruz. Böylece İsrail- Rum ittifakına gözdağı vermeye çalışırkendoğrudan arka plandaki Yunanistan’ı ve İsraili karşı çıkışa zorluyoruz. Doğumuzda Ermeniler, onların Dünya üzerine yayılmış destekleyicileridiaspora Ermenileri ve onların destekçisi başta Fransa olmak üzere HristiyanBatı dünyası ile ilişkilerimiz kangren olmuş bir yara gibi içten içe devamediyor.Büyük komşumuz İran’a gelince, onunla her ne kadar İslam Çatısıaltında dost görünüyorsak da, Onun artık İsrail’e karşı olası füzesaldırılarını önlemek amacı taşıdığı açıkça belli olan radar kalkanınınülkemizde kurulmasını destekleyerek bir yerde İran’a karşı hasmane birtutum izliyoruz. Ezcümle dış politikamız bütün abartılı vizyon (uzakgörüşlülük) iddialarına rağmen istikrarlı bir çizgide gitmiyor ve tam tabiriylekarma karışık, hep başarı gibi lanse edilen ama bize göre orta ve uzakgelecekte oldukça sorun çıkarmaya aday dış politika stratejileri izleniyor. Bu arada çok başarılı gibi gösterilen Arap Ülkeleri ile ilgilipolitikalarımıza gelince; Filistin meselesinin halli çalışmalarında bu konuyadestek veren her ülke Arap ve İslam Dünyasında büyük sempati kazanır. Bu hususuzun yıllardan beri bilinir, ancak İsrail’in arkasındaki Batı Dünyası ileçatışma istemeyen her lider bu konuya ilgi göstermemeye çalışır. Bunun doğruolmadığını Arap Dünyası dâhil herkes çok iyi bilir ama kimse sesini çıkarmaz,bu çatışmanın dışında kalmayı tercih ederdi. Başbakan Erdoğan bu konuda vehatta bunun yanında Birleşmiş Milletler Kurumunun çalışması hakkında mevcuthaksızlıkları açıkça dile getirdi. Onun bu çıkışı hem bizi ve hem de İslamDünyasını oldukça mutlu etti. Geçmişte Arap Liderlerden Cemal Abdülnasır, Kaddafi, Hafız Esad ve SaddamHüseyin, Ayetullah Humeyni gibi liderler ayni şekilde cesaretle ve oldukçayüksek sesle konuştular ve haksızlıkları dile getirdiler ama hepsi başarısızoldu ve sonları iyi gelmedi. Umarız Başbakanımızın çevresindeki uzmanlar butarihsel ve bölgesel gelişmelerden ders almışlardır ve bundan sonraki adımlarıona göre biraz daha dikkatli atarlar. En önce de duyguya dayalı politikalarıterk edip akıl ve bilimsel esaslara dayalı, gerçekçi politikalar uygulamayabaşlarlar. Çünkü boyu posuna bakarak küçümsedikleri İsrail tamamen akıl vebilim dünyasının en tepedeki temsilcilerinden biri olmuştur. Türk yöneticilerin Ortadoğu’da mevcut dengeleri değiştirmek amacıile silah kullanmayı tercih edeceğine asla ihtimal vermiyorsak da duygusaldavranışlardan hoşlanan tek adam rejimleri eninde sonunda hata yapmayayönlendirilebilir. Siyonist dünyası da bölgedeki ırk, renk, mezhep kavgalarınınnasıl yönetileceğinin ustası olmuşlardır. Şu gerçeği baştan belirtmek gerekirki İsrail’le girişilecek silahlı bir çatışmanın Türkiye açısından İslamDünyası içinde kazanılacak prestijden başka hiçbir kazancı olamaz. Tıpkı 1897Türk-Yunan Savaşı sonunda olduğu gibi büyük devletler hemen devreye girer veTürkiye’nin bölünmesi ve hatta toprak kaybı ustalıkla başarılır. Bu herkesinzannettiği gibi olası savaşı Türkiye kazanırsa böyledir. Ama yakaybederse… İsrail’in savaş tekniği çok farklıdır ve kendisine özgü bir teknikgeliştirmiştir. Tıpkı örümcek veya akrepler gibi. Kabadayılık yapmayı sevmez,tehlikeyi görünce süratle harekete geçer ve ilk darbe ile rakip tarafı felçeder. Sonra vurduğu darbenin semeresini toplar. Bu Tekniğin temelinde çokgelişmiş silah sistemleri ve üstün Teknolojik teçhizat vardır. GeçmişArap- İsrail savaşlarının her birinde İsrail her savaşta yeni ve o güne kadarbilinmeyen bir silah veya teknik kullanmış ve bu bilinmeyen, savunması olmayansilahların sağladığı baskın etkisinden süratle yararlanarak savaşın sonunu kısabir sürede getirmeyi başarmıştır. 1967 yılının ünlü 6 gün savaşı başlarında Akdeniz Amerikan Filosunun dayardım ve desteği ile o güne kadar hiç rastlanmadık bir şekilde, yine birbaskınla Mısır, Suriye ve Ürdün Silahlı Kuvvetlerinin emir-komuta sisteminielektronik karıştırıcılarla felç etmiş ve harekâtın ilk günü her üç ülkeninyüzlerce savaş uçağı daha havalanma emri alamadan ard arda yok edilmişlerdi. Olası bir savaşta İsrail’in yine bu güne kadar bilinmeyen veyasavunma imkânı bulunmayan bir silah veya sistemi devreye sokması beklenmelidir.Hatırdan çıkarılmaması gereken en önemli husus ABD ve AB Ülkelerinde gelişmişsilah sistemlerini üreten firmaların çoğu Siyonistlerin elindedir. Bu ülkelergelişmiş silah sistemlerini her ülkeye, özellikle İsrail’e karşı hasmaneduygular besleyen ülkelere asla satmazlar. Satsalar bile sistemde kendilerincebilinen bir arıza yaratmış olmaları ve çatışma zamanı bu arızadan azami ölçüdeyararlanma imkânı bulabilecekleri daima hesaba katılmalıdır. Bir Türk- İsrail çatışması ihtimali halinde sonucun ne olabileceğikonusuna gelince; başta AKP yöneticileri ve onlara destek veren iç ve dışunsurlar bir Türk zaferinden emin gibi görünüyor ve ona göre davranıyorlar.İşte yukarıdan beri anlatmaya çalıştığımız tehlike bu anlayışta saklı. Hiçkimse 1967 yılının ünlü liderlerinden biri olan Cemal Abdülnasır veya KralHüseyin kadar mağrur ve zaferden emin olmasın ama cesaret, yüreklilik, mertlikteknoloji karşısında hiçbir değer ifade etmiyor ve yenik düşüyor. Savaşlardabaşarı için 2500 yıla yakın bir süredir etkinliğini kaybetmeyen temel bir kuralvar. Bir Çin generali Sun-çu (Thsun Che) savaşlarda İstihbaratın öneminibelirten şu ifadelerle savaş yönetimine büyük katkı sağlamıştır: “ Eğer ne kendinizi, ne de düşmanınızı tanımıyorsanız yaptığınız100 muharebenin 100’ünü de kaybedersiniz. Eğer kendinizi tanıyor amadüşmanınızı tanımıyorsanız veya tam tersi kendinizi tanımıyor ama düşmanınızıtanıyorsanız yaptığınız 100 muharebenin 50’sini kazanma şansınız var.Eğer hem kendinizi ve hem de düşmanınızı iyi tanıyorsanız yaptığınız 100muharebenin 100’ünü de kazanabilirsiniz.” Bu hesaba göreİsrail’in günümüz iletişim şebekelerine hükmetmesi nedeni ile TürkSilahlı Kuvvetlerini, Komutanların en gizli konuşmalarını bilecek kadar iyitanıdığını biliyoruz. Kendisini ve destekçilerini de iyi tanıyor. Acaba bizkendimizi bildiğimiz gibi, İsrail ve Silahlı Gücünü iyi tanıyor muyuz? Her zaman iddia ettiğimiz gibi Türk Silahlı Kuvvetleri her ne kadarSilivri Davaları nedeni ile gücünün hemen hemen yarısını yitirmişse bile (Budavaların da Siyonistlerin rolü ile ve ince hesaplar düşünülerek başlatıldığınıtahmin ediyoruz.) yine de dünyanın en mükemmel ordularından biri kabuledilebilir. Gücünü kaybetme ifademizin nedeni Komuta kademesinin büyük birkısmının tutuklu olarak yargının kontrolüne alınmış olmasıdır. Bazı cahil yazarveya politikacıların iddia ettiği gibi savaşı askerler yapmaz. Askerler icraelemanları veya piyon kabul edilmelidir. Savaşı Komutanlar yapar. Bir düşmankuvvetinin en fazla başarmak istediği konu, düşmanın emir-komuta zincirinikırmak ve mümkünse felç hale getirmektir. Yani İsrail’in savaşlarındauyguladığı stratejiyi başarmaktır. Türk Hükümetinin desteklediği uygulamalarlagünümüzde bu konu ne yazık ki düşman taraflar için başarılmış kabuledilmelidir. Bu nedenle de olası bir çatışma ihtimaline karşı siyasilerde olanyüksek inanç ve moralin aynen Orduda olması gerekirken, aynı güven ve anlayışınOrdumuzda da olduğu inancı oldukça şüphelidir. Bize göre Deniz ve Hava kuvvetleri komuta kademesinin yarıdan fazlasıkasıtlı olarak hapiste tutulurken askerin moralinin oldukça düşük olmasıkaçınılmazdır. Böylesine morali kasten düşürülmüş bir Ordunun bırakın birsavaşı, bir çatışmaya bile sokulması ulusal açıdan intihar olur. Ancak Türkordusu tarihsel geçmişimiz nedeni ile bu tip baskıların altından ezilmedenkalkmayı becerebilecek kapasitedeki ender Ordulardan biridir. Bütün bunların yanında ve belki de Türk Halkı için en tehlikeli husus;ülkedeki ayrılıkçı güçlerin faaliyetleridir. İster kabul edelim ister etmeyelimTürkiye halen ilan edilmemiş bir iç savaşın içindedir. İlan edilmemiş dememizinnedeni belirli bir ırksal ayrım yapmamak ve enaz 1000 yıllık Türk- Kürtkardeşliğini zedelememek içindir. Türkiye’deki iç çatışmanın dışardangösterilen amacı (ki bununda Siyonist ve Hıristiyanlığa hizmet için kurulmuşkaynaklarca tezgâhlandığına inanıyoruz.) sırasıyla Irak, Türkiye, Suriye veİran’dan koparılacak topraklarla büyük bir petrol zengini ülke Kürdistanyaratılacaktır. Bu büyük bir hedef ve çok cüretli bir hayaldir. Ancak Kürtırkından gelen yurttaşlarımız için tıpkı geçen yüzyılın Ermeni İsyanlarındaolduğu gibi dış güçlerin teşvik ve desteği ile çok sempatik gelen, kışkırtıcıbir ideal olmuştur. Türkiye’nin tıpkı 1914 Cihan Savaşına girerken olduğugibi düşmanla işbirliği yapma olasılığını hesaba katmadan İsrail veya bir başkagüçle çatışmaya girmesi halinde tarih tekerrür edebilecektir. Unutmamak gerekirki Doğu Anadolu da 60.000 genç evladımızın kaybında bölgede yaşayan Ermenilerinrolü çok büyük olmuştur. İsrail'in TV kanalı “Kanal 2”, İsrail'in MOSSAD aracılığıile PKK militanlarını nasıl eğittiğini anlatan bir belgesel yayınladı.Geçtiğimiz Eylül ayında yapılan ve PKK yöneticisi Murat Karayılan'ın Türkiye'yekarşı İsrail ile işbirliği teklif ettiği belgeselde, PKK'lı militanları nasıleğittiklerini anlatan MOSSAD ajanları ile yapılmış söyleşilere yer verildi.Belgeselde, PKK lideri Murat Karayılan'ın Türkiye'ye karşı İsrail ile omuzomuza olduklarını ve Mavi Marmara saldırısı esnasında kendilerinin deİskenderun'da Deniz Kuvvetlerine yaptıkları saldırıya dair itiraflar ileİsrail-PKK kardeşliğine adanmış şarkılar da yer aldı. Bir MOSSAD ajanı olanEliyezer Safrir: “Onlara uçaksavar topları sevk ettik. Aynı zamanda sahatopları verdik. Belli bir aşamada kendilerine ‘Sterella' omuz füzeleri deverdik. Kurslar da verildi.” sözleri ile İsrail- PKK işbirliği hakkındadetaylı bilgi vermiştir. Biz Kürt asıllı Türk vatandaşlarının en az diğer Arap, Çerkez, Tatar,Laz, Ermeni, Yahudi, Rum ve diğer ırklara mensup vatandaşlarımız kadarülkelerinin birlik ve bütünlüğüne bağlı olduklarına inanıyoruz. Bu inancı aslakaybetmememize rağmen; azınlıkta bile olsalar kurdukları tuzaklar vemayınlamalarla her gün birkaç masum asker, polis ve sivil vatandaşlarımızınölümüne neden olan bir örgüt var oldukça, bu unsurların Türkiye’ye karşıyapılması muhtemel hasmane davranışlara katkıda bulunacakları daima göz önündebulundurulmalıdır. İsrail’in zayıf tarafına gelince, en hassas olduğu konularCoğrafyasının yeterli derinliğe sahip olmaması ve sınırlı nüfus imkânıdır. Buhali ile eğer savaşın başında karşı tarafı tamamen felç edemez ve savaşınsonunu getiremezse, geçen zaman daima aleyhine olacak ve eğer dış desteksağlanamazsa gücü yavaş yavaş tükenecektir. Yani İsrail kısa süreli savaşlariçin ne kadar hazırsa uzun süren savaşlar için yetersiz kalabilir.
Dr. M. Galip Baysan Bu haber 414 defa okunmuştur.
|
GALERİfacebook ta Begen |
|||||||||
|
SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||