MevzuVatan.Com
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE VATAN-TV İLETİŞİM FORUM

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Manşet haberler

Google

Küresel hukuk

Ender Erdemil

16 Ocak 2012, 06:09

Ender Erdemil

ender erdemil

Berlin duvarı yıkıldığından bu yana dünya hızla artan bir ivmeyle değiştiriliyor. Bu değişimden nasibini alan evrensel hukuk, yerini küresel hukukla değiştirdi.

Berlin duvarını yıkanlar, Özgürlük, barış ve demokrasi kavramlarının taşıdığı anlamın o sıralar zaten değiştirilmiş olduğunu bilseler, Berlin Duvarının parçalarını evlerine götürmeye bu kadar hevesli olurlar mıydı?

İnsan hakları kavramına ilk değişim darbesini vuran ABD Başkanı Thomas Woodrow Wilson (1856-1924) ulusların kaderlerini tayin hakkı yanında, sınırların açılarak serbest ticaret yapılmasını da savunuyordu. Doğal olarak hangi topraklarda hangi etnik devletçiklerin oluşacağına karar verecekler, ileride uluslar arası toplum adını alacak olan batılı ülkelerdi. Etnik yapıya dayalı devletçiklerin kurularak halkların köleleştirilmesi, küreselleştirilen düyaya en temel insan hakkı olarak sunulacaktı.

Başkan Wilson’un dış politika danışmanı Edward Mandell House temellerini 1919 yılınını başlarında Paris Konferansı sırasında attığı CFR’yi (Council on Foreign Relations) 1921 yılında kurdu. CFR, ABD’nin dış politikasında belirleyici rol oynayacak; küreselleşme politikalarının devamlılığını sağlayacaktı.  Wilson’dan sonra gelen ABD başkanları da CFR üyelerinden seçildi.  

12 Mart 1947 günü, ABD Başkanı Harry S. Truman (1884-1972), Temsilciler Meclisi önünde yaptığı ve radyolardan yayınlanan konuşmasında şunları söylüyordu: “Silahlı azınlıklara yada dış baskılara boyun eğmemek için direnen özgür halkları desteklemek Birleşik Devletlerin politikası olmalıdır. (…) Özgür halklara, kendi yazgılarını kendilerince belirleme çabalarında yardımcı olmalıyız.”

Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz Japonya’ya atom bombası atılması emrini veren Truman, Liya’da veya Suriyede neler olacağını bilmiyordu. O sadece, kimin özgür halk, neyin demokrasi olduğuna kimin karar vereceğini söylemişti.

Truman; “Barışı dolaylı, yada doğrudan tehdit eden her saldırı, Birleşik Devletlerin güvenliğini de tehdit eder.” sözleriyle ABD saldırganlığını  “Doktrin” haline getirdi. Truman Doktrini dünyanın kaderini çizdi. Truman’dan sonra gelen başkanlar bu doktrini çağa uyarladı. BM Güvenlik Konseyi ve diğer uluslar arası kuruluşlar şekillendirildi. Medya küresel sermayenin egemenliğine girdi. Küresel hukukun altyapısı hazırlanmıştı.

1981 yılında ABD Başkanı olan ve iki dönem başkanlık yapan Ronald Reagan döneminde NED’in (National Endowment for Democracy) ve IRI’nin (International Republican Institude) kuruluşuyla küresel hukukun önünü açacak yapılanma tamamlanmış oldu. Bu kuruluşlar, CIA’nın gizli gizli yapmaya çalıştığı; çoğu kez de eline yüzüne bulaştırdığı operasyonları sivil toplum kuruluşları eliyle açık açık, göstere göstere yapmak için kurulmuştu.(Bilgi için: Sivil Örümceğin Ağı-Mustafa Yıldırım)

 

Sovyetler Birliği’nin yıkılmasıyla birlikte, dünya ABD’nin kucağına düştü. Emperyalizm olgusu nitelik değiştirdi. Dünya halkları hayatın her alanında ablukaya alındı. Küreselleşen dünyanın “yükselen değerleri” dünyada tek tip insanı yarattı. Hemen tüm ülkelerde başta gençlik olmak üzere toplumun çoğu kesimleri, aynı içeceği içen, aynı şeyleri yiyen, benzer giyinen, aynı müzik ritmlerinden zevk alan (vb) insanlar haline geldi. Dünyada tek tip insan yaratılıyordu. Kendi kültüründen koparılımış, okumayan, her şeyi (kendisini biçimlendirmek için yapılandırılmış) medyadan ve televizyon kanallarından öğrenen, düşünmeyen, sorgulamayan, cahilleştirilmiş ve en önemlisi duyarsız bir insandı bu tek tip insan. İnsan bu hale getirlidikten sonra iş kolaydı.

İnsanlar böyle biçimlendirilirken, ülkelerin siyasal yapılanmaları da biçimlendirildi. Küresel sermayenin dünyaya egemen olma politikalarını ülkelerinde uygulayarak, yönettikleri ülkeleri “dönüştürecek” iktidarlar işbaşına getirildi. Bunlar biraraya gelip “uluslar arası toplum” denilen cinayet şebekesi oldular. Bu şekilde küresel hukukun uygulanmasının önünde engel kalmamış oldu.

Küresel hukuk nasıl işler?

Hukuka uygun olan, işlenen bir suçla ilgili kanıtlara ulaşılıp suçun kimin tarafından işlendiğinin bulunmasıdır. Ancak küresel hukuk, egemenin hukukudur. Kurallarını küresel sermaye koyar. Uygulamasını da ABD’nin başını çektiği “uluslara arası toplum” yapar. Ana ilkesi “düşmanı” ve “suçluyu” tespit edip, ona uygun suçu, ardından da kanıtları yaratmaktır.

ABD, 11 Eylül 2001’de düzmece bir saldırıyla ikiz kuleleri yıkarak Müslüman dünyasını düşman ve potansiyel suçlu ilan etti. Bu yolla küresel hukuka da uygulama alanı açmış oldu.

Irak

Irak’ı işgal gerekçelerini hatılayalım. El-Kaide’ye destek olmak ve kitlesel imha silahlarına sahip olmak. Irak’a suç isnat edilmişti. Ardından istihbarat kaynakları kitlesel imha silahlarının varlığını kesin olarak tespit etti. Kanıt da oluşturulmuştu. İşgalden sonra Irak didik didik arandı. Ancak kitlesel imha silahlarının izine bile rastlanmadı. İstihbaratın yanlış olduğu belirtilerek “uluslar arası toplumdan” özür dilendi. Bu arada Saddam Hüseyin “linç edilmiş” Irak halkından da bir milyondan fazla insanı öldürülmüş oldu.

Libya

Irak tecrübesinden sonra Libya’da NED’in örgütlediği sivil toplum örgütleri, Guantanamo’da 5 yıl tutulduktan sonra salınan El-Kaide militanları, Çad’da yetişitirlen militanlar kullanıldı. Libya halkına karşı şiddet uygulayan bu çapulcular medyanın da marifetiyle “masum halk” olarak gösterildi. Bu çapulcuya karşı halkını ve ülkesini savunan Kaddafi, sivil halkı katleden bir diktatördü. Suç oluşturulmuştu: “Sivil halka katliam” Kanıtları da medya sundu dünyaya. Düzmece haberlerle bir yandan Kaddafi aleyhine kanıt yaratıldı, diğer yandan Libya halkına yapılacak katliam için kamuoyu oluşturuldu.

Suriye

Libya’ya yapılanın benzeri Suriye’ye de yapıldı. Yapılmaya da devam ediliyor. Suriye dışından gelerek sivil halka, polise ve askere saldıran militanlar “masum halk” olarak gösteriliyor, Esad yönetimini ülke savunması için mücadelesi de “katliam”. Suriye’de de suç ve suçlu tespit edildi. Kanıtları da Birleşmiş Milletler-medya el ele yaratıyor. Ancak Rusya’nın kararlı duruşu bu oyunu bozdu.

İran

İran da aynı uygulamanın hedefindedir. Uranyum zenginleştirme konusundaki çalışmaları dünyaya nükleer silah yapma amacı taşıdığı şeklinde yansıtılıyor. Geçtiğimiz günlerde batı basınında yer alan bir habere göre İran yeraltında gizli bir nükleer tesis kurdu ve işletmeye aldı. Oysa Uluslar arası Atom Enerjisi Kurumu, bu tesisten haberdar olduğunu açıkladı ve üretimin her aşamasının denetimleri altında olduğunu da ekledi açıklamasına.  

Türkiye’de küresel hukuk

Irak’a ve Libya’ya uygulanan küresel hukuk, Türkiye’de Silivri ve Hasdal tutsaklarına uygulanıyor. Önce suçlular tespit edildi. Ardından kanıtlar yaratıldı. Düzmece olduğu kanıtlanan kanıtlar hala suçun asıl kanıtları olarak dosyalardaki yerini korudu. Sanıklar lehine hiçbir kanıt araştırılmadı. Hatta bazıları arşive kaldırıldı.

Yandaş medya da küresel hukukun Silivri ve Hasdal tutsaklarına uygulanması konusunda büyük gayret içinde.

Neden küresel hukuk?

Küresel sermaye, dünyaya egemen olmak istiyor. Egemenliğini kurarken karşısında duran olsun istemiyor. Dünyada bu egemenlik amacının gerçekleştirilmesine engel olacak, boyun eğmeyen tüm ülkeler, önce suçlu ilan edilecek, onlara uygun suçlar bulunacak ve kanıtlar yaratılacaktır. Uygulamanın baş mimarı ABD, yandaşları da AB ülkelerinin pek çoğu, Arap Birliği, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, ve sermayenin boyunduruğuna girmiş medyadır.

Ender Edemil 16 Ocak 2011

 

Bu haber 319 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit
Kin'in, nefret'in panzehiri sevgi ve adalet'tir23 Mayıs 2012

facebook ta Begen

Google

SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

|Hack Haber |Tekturk |Turania |11kasim DERNEGİ |hakimiyet gazetesi |Yenile

Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi