![]() | |||||||||||
| |||||||||||
|
| |||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLARSON YORUMLANANLARManşet haberler |
Avrupa'da Yaşayan Türklerin Geleceği
05 Şubat 2012, 15:37 Geçtiğimiz Ocak ayında, Danimarka’nın başkenti Kopenhag’da uğradığı saldırı sonucu, hayatını kaybeden Türk genci Cem Aydın’ın haberi ülkemiz kamuoyunda da yer almıştı. Saldırı ilk etapta ırkçı bir saldırı olarak algılanmış, Avrupa’da Türklere ve göçmenlere yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırıların yeni bir halkası olduğu izlenimini vermişti. Olayın göçmenlere ve yabancılara yönelik karşıtlık içeren bir saldırı olduğuna dair şimdilik kesin bir bulgu olmasa da, bu gelişme Avrupa’da yükselen aşırı sağcı eğilimlerin bir kere daha akıllarda yer etmesine neden oldu. Son dönemlerde, Avrupa genelinde aşırı sağ partilerin ve ideolojilerin yükseliş eğiliminde olduğunu söylemek yanlış bir çıkarım olmayacaktır. Gelişen süreç ve yapılan çeşitli araştırmalar, aşırı milliyetçiliğin ve yabancı karşıtlığının, Avrupa genelinde neredeyse ülke fark etmeksizin yükseldiğini ortaya koymaktadır. Avrupa genelinde yükselen aşırı sağ eğilimlerin nedenlerini saptayabilmek ve meselenin kökenine inebilmek için, Avrupa’nın günümüz şartlarında vücut bulan; politik, ekonomik ve sosyo- kültürel perspektifi ortaya koymak önemlilik arz eder. Avrupa nüfusu içinde hayatlarını devam ettiren milyonlarca Türk ve Müslüman unsurun geleceği, bu meselenin yaratacağı gelişmeler ile doğrudan alakalı olacaktır. Son yılların Avrupa ülkeleri için çokta olumlu gelişmeler içermediği gözle görülebilen bir gerçektir. Avrupa ülkeleri, politik anlamda eski etki güçlerinden yoksun olmakla birlikte, ekonomik alanda da parlak görünümlerini geride bırakmış durumdalar. Ekonomik parametrelerin Avrupa ülkeleri için her geçen gün daha da kötüye gittiği mevcut şartlarda, Avrupa’yı oluşturan toplumlar arasında politik ve sosyal huzursuzlukların daha da arttığını öne sürebiliriz. Ekonomik sıkıntıların ve artan işsizliğin, radikal ideolojileri tetiklediği olgusu, artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Toplumların sosyo- kültürel yapılarına ve eğilimlerine uyumlu olarak, toplumun politik duruşunu oluşturan düşüncelerin zor şartlar altında daha da keskinleşmesi, bozulan ekonominin toplum üzerinde yarattığı en büyük etkilerden birisidir. İşsizliğin arttığı, geçim derdinin ağırlaştığı ve ekonomik sıkıntıların daha fazla gün yüzüne çıktığı zamanlarda; uç ve radikal düşünceler, insanların gözünde daha cazip bir görünüm alabilirler. Avrupa’da son yıllarda artan, yabancılara ve göçmenlere yönelik karşıtlık faaliyetlerine ilk etapta bu bakış açısı ile bakmalıyız. Avrupa Birliği’nin ekonomik anlamda sıkıntı içinde olduğunu, bazı Avrupa ülkelerinin ise ciddi anlamda ekonomik tehditler ile yüzleştiğini hep beraber kamuoyunda takip ediyoruz. Avrupa’da aşığı sağcılığın, ekonomik huzursuzlukla paralel olarak yükseldiği, günümüz şartlarında daha da iyi anlaşılıyor. İkinci dünya savaşının ardından, genç nüfus ve üretim sıkıntısı çeken Avrupa ülkeleri, üretim ve ağır işçilik gereksinimlerini karşılamak için, milyonlarca göçmeni bünyesine çekmişti. Avrupa’nın üst düzey yaşam ve refah kalitesi, başta geri kalmış ülkelerin vatandaşları olmak üzere, dünyanın pek çok bölgesinde yaşayan insanlar için bir cazibe unsuru haline gelmişti. Avrupa’da ki yaşam standartları, halen daha dünyanın pek çok bölgesine göre oldukça üst seviyededir. Bu sebeple geçmişten günümüze yüz binlerce Türk vatandaşı; Avrupa’nın yolunu tutmuş, oraya yerleşmiş ve Avrupa toplumunun bir parçası haline gelmiştir. Avrupa’ya giden Türklerin, ikinci ve üçüncü kuşaklara ulaşmasıyla da birlikte, Avrupa’da ki Türklerin sayısı milyonlarla ifade edilir bir hal almıştır. Avrupa’ya yerleşen göçmen nüfus, sadece Türklerden ibaret olmamakla birlikte, bugün Avrupa’da yaşayan Müslüman göçmenlerin sayısının 20 milyonu aştığı ifade edilmektedir. Müslüman olmayan göçmen nüfusta eklendiğinde, ortaya oldukça büyük bir kitle çıkmaktadır. Avrupa’da aşırı sağ akımların yükselmesinin en büyük sebeplerinden birisi, gün geçtikçe artan göçmen sayısının, yerleşik Avrupa toplumunda artık eskisi kadar hoş karşılanmıyor olmasıdır. Avrupa’ya göç eden veya Avrupa topraklarında doğan her yabancı birey, doğal olarak bulunduğu ülke ekonomisinden kendi payını almaktadır. Yaşamak için çalışmak zorundadır. Yeteri kadar istihdam sağlanamadığından, onun çalıştığı herhangi bir iş, o ülke vatandaşı olan bir başka kişinin işsiz kalması anlamına gelmektedir. İstihdamın kısıtlı olduğu bir ortamda, 1 milyon çalışan göçmen, aynı zamanda 1 milyon Alman’ın veya Fransız’ın veya İngiliz’in işsiz kalması demektir. Avrupa’da ki aşırı milliyetçi parti ve örgütlenmelerin en büyük tezlerinden biriside, artan işsizliğin yine sürekli artan göçmen nüfusa bağlanmasına dayanmaktadır. Geçmişte Fransa’da kullanılmış “İki milyon göçmen, iki milyon Fransız’ın işsiz kalmasıdır” veya Almanya’da kullanılmış “İşsizliği kaldır, göçü durdur” gibi söylemler, bu anlayışın en büyük ispatlarındandır. Aşırı milliyetçi örgütlenmeler, en büyük etkilerini ve propagandalarını, ekonomik parametreler üzerinden yapmaktadır. Avrupa toplumları içinde yer alan göçmen nüfusun; yaşam kalitesini düşürdüğüne, işlerini ve aşlarını çaldığına inanan kitleler, her geçen gün daha fazla, aşırı milliyetçi partilerin ve örgütlenmelerin çekim kuvvetine kapılmaktadır. Yapılan araştırmalarda, Avrupa’da ki aşırı milliyetçi örgüt yapılanmalarının büyük kısmının, işsiz veya ekonomik darboğaz içinde olan genç bireylerden oluştuğu saptanmıştır. Avrupa’da ki ırkçı akımlar, başta genç ve işsiz bireyleri kendine çekerek tabana yayılmayı, ardından ülkenin politik karar alma mekanizmalarına etki etmeyi amaçlayan girişimleri başlatmayı hedef edinmiştir. Aşırı milliyetçi seçmen kitlesinin gün geçtikçe artması, resmi makamların ve siyasi partilerin, bu akımları görmezden gelememesine neden olmaktadır. “Birleşik Rusya” politikası güden Rus lider Vladimir Putin dahi, Rusya’da artan aşırı milletçi tabanı memnun etmek için, son dönemlerde Rus milliyetçisi söylemler geliştirmek zorunda kalmıştır. Benzer örnekler, birçok Avrupa ülkesini içine alacak şekilde de çoğaltılabilir. Avrupa’da yükselen ırkçı akımların, ekonomik darboğaz sonucu tetiklendiği düşüncesi başlı başına yeterli değildir. Konunun özünün kavranmasına yönelik yapılabilecek ekonomik çıkarımlar, meselenin sadece tek boyutunu ortaya koyar. Bir diğer önemli husus, meselenin sosyo-kültürel ayağı veya yansımasıdır. İslamofobi olarak adlandırılan, dünyadaki ve batı toplumundaki İslam karşıtlığının, Avrupa’nın son 50 yılında oturtulmaya çalışılan “çok kültürlülük” kavramının iflasıyla birleşmesi, Avrupa’da artan aşırı sağ düşüncelerin yükselmesindeki bir diğer önemli etkendir. Avrupa Yabancı İlişkiler Konseyi üyesi Thomas Klau’nun da ifade ettiği gibi, geçmişte Avrupa’da görülen Yahudi karşıtlığı günümüzde İslamiyet veya Müslüman karşıtlığına dönüşmüştür. Avrupalılar içinde önemli bir kitle; Müslümanları bir düşman, Avrupa’da gün geçtikçe artan Müslüman kitleyi de ciddi bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu algının şekillenmesindeki en büyük etken, Avrupa’da ki Müslüman-Hıristiyan nüfus oranının her geçen gün Müslümanlar lehine değişmesinden ve Müslüman kültürün Avrupa’da tam anlamıyla özümsenememesinden kaynaklanmaktadır. Avrupa’da yaşayan Müslüman nüfusun gün geçtikçe arttığını, buna karşın Avrupalıların genç nüfus ve doğurganlık oranlarının her geçen gün azaldığını söyleyebiliriz. Radikal İslamcılığın ve köktendinci terörizmin, Avrupa toplumu üzerinde yarattığı olumsuz etki ise, Avrupa’da artan Türk ve Müslüman karşıtlığının etkenlerinden birisidir. Mevcut tüm bu ekonomik ve sosyo-kültürel parametreler birleşerek, Avrupa’da yayılan yabancı karşıtlığının temelini oluşturmaktadır. Avrupa’da ki aşırı sağcı partiler tabanlarını genişletirken, ırkçı yer altı örgütlenmeleri çeşitliliğini ve güçlerini arttırmaktadır. Gelişen tüm bu süreçte, Avrupalı hükümet yetkilileri ve resmi makamlar, yükselen aşırı akımlardan rahatsız olduklarını ortaya koysalar da, bir süre sonra bu akımlara göz kırpar veya ciddiye alır hale geleceklerdir. Avrupa ülkelerinin ekonomik anlamda her geçen gün daha da sıkıntıya girdiklerini biliyoruz. Müslüman, göçmen ve yabancı karşıtlığının, Avrupa’da her geçen gün daha da arttığını biliyoruz. Üstelik Avrupa’da her geçen gün Müslümanlar lehine değişen nüfus dengesinin, bazı Avrupalı odaklarca doğrudan ulusal güvenlik tehdidi olarak algılandığını da biliyoruz. Çok kültürlülük politikasının Avrupa içinde artık işe yaramadığını birçok Avrupalı liderin ağzından öğrenmiştik. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve İngiltere Başbakanı David Cameron, geçmişte ”çok kültürlülük” politikasının iflas ettiğine yönelik itiraf niteliğinde açıklamalarda bulunmuşlardı. Bu söylemler Avrupa ülkelerinin politik davranışlarını da etkiledi ve göçmen politikalarına yönelik ciddi kısıtlamalar getirildi. Son yıllarda, Avrupa ülkelerinde yabancılara yönelik artan şiddet eylemlerini bu bağlamda irdelemek faydalı olacaktır. Avrupa’da ırkçı şiddet eylemlerinin artış göstermesinde; aşırı sağ görüşlü partilerin güç kazanmasının ve politik kararlarda artık onlarında düşüncelerine yer verilmesinin, şüphesiz ki bir etkisi vardır. Avrupa hükümetlerinin sergilediği bazı tutumların, aşırı sağcı yapılanmaları cesaretlendirdiği açıktır. Almanya’da, 2000-2006 yılları arasında 8’i Türk 9 göçmeni öldüren Neo-nazi şebekesinin bazı üyelerinin, Alman Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı(BfV) ile bağlantılı olduğu bilgisi kamuoyuna düşmüş ve oldukça ses getirmişti. Alman istihbarat birimleri ile neo-nazi şebekeleri arasında bazı organik bağların kurulabilmesi, insanların kafasında daha da karmaşık soru işaretleri yaratmakta. Çok kültürlülük politikasının artık işe yaramadığını söyleyen Alman hükümeti, acaba Türklere ve diğer yabancılara yönelik gizli bir korkutma politikasını mı yürürlüğe soktu? Bu düşünceyi şimdilik ispatlayamayacak olsak da, Alman devleti ve istihbarat birimleri içindeki bazı grupların bunu amaçlıyor olabilecekleri mümkün görünüyor. Hatta benzer nitelikteki “caydırma” politikalarının, diğer Avrupa yönetimlerince benimsenmiş olabileceği ihtimalini de hesaba katmalıyız. Avrupa’nın genelinde ekonomik göstergelerin iyi durumda olmadığı ortadadır. Yine Avrupa’nın genelinde, aşırı sağ partilerin ve akımların yükselişte olduğu da ortadadır. Bu durum, Müslüman ve yabancı karşıtlığı ile birleşerek çok daha tehlikeli bir potansiyel doğurmaktadır. Avrupa ekonomisinin daha da kötüye gideceği ve Avrupa’da göçmen nüfusun daha da artacağı öngörülebilecek gerçekler. Bu dinamikler, ilerleyen günlerde Avrupa’yı daha da gerilimli günler beklediğinin işaretleridir. Avrupa’da yaşayan soydaşlarımız, vatandaşlık bağları nereye bağlı olursa olsun, bu durum üzerinde dikkatle durmalıdır. Konunun ciddiyeti hakkında, bulundukları ülkelerin resmi kurumlarını uyarmalıdır. Avrupa genelinde, Türklere ve diğer göçmen unsurlara yönelik, şiddet eylemlerinin ve baskıların daha da artması muhtemel görünüyor. Türk Hükümeti ve Türk Dışişleri, bu konuya önemle yaklaşmalı ve gerekli girişimleri şimdiden başlatmalıdır. Türkiye’nin meseleye yönelik yaklaşımı, ilerleyen günlerde daha da büyük önem kazanacak. Avrupa’daki Türk varlığı ve menfaati, gelecek günlerde, şimdikinden daha fazla Türkiye’ye ihtiyaç duyacaktır. Mehmet Gençtürk Bu haber 375 defa okunmuştur.
|
GALERİfacebook ta Begen |
|||||||||
|
SEYİRCİ KALMAYIN; VATANINIZA SAHİP ÇIKIN Copyright © 2009 Mevzuvatan - Rüya Teknoloji Tarafindan Yapilmistir
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||